<?xml version="1.0"?>
         <rss version="2.0"> 
         <channel>
         <title>Röportajlar</title>
         <link>https://www.softhaber.com/roportajlar/</link>
         <description></description><item>
			<title>Hakkımız Hukukumuz programı yeniden başlıyor!</title>
			<description><![CDATA[Televizyon ekranlarının klasikleşen, klasikleştikçe değişen tek hukuk programı Hakkımız Hukukumuz, 13.yılında YerelİZ ekranlarında.

]]></description>
		    <news><![CDATA[Gazeteci Yazar Ali Eyce'nin hazırlayıp, sunduğu Hakkımız Hukukumuz programı yeniden yayına başlıyor.Bundan 13 yıl önce Yeni Asır TV'nin açık olduğu zamanlarda hukuk üzerinde program üretmeye başlayan ve Türkiye'de sadece hukukun konuşulduğu tek program özelliğini sahip olarak bugünlere gelen Hakkımız Hukukumuz programı, YerelİZ TV ekranlarından yeniden izleyicileriyle buluşacak.Programda yine birbirinden değerli hukukçular konuk olacak ve hukukun içinde vatandaşların haklarının ve hukuklarının neler olduğu konusunda bilgilendirmelerde bulunacaklar.
]]></news>
		    <image>https://www.softhaber.com/images/haberler/2025/09/hakkimiz-hukukumuz-programi-yeniden-basliyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.softhaber.com/images/haberler/2025/09/hakkimiz-hukukumuz-programi-yeniden-basliyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.softhaber.com/hakkimiz-hukukumuz-programi-yeniden-basliyor/5645/</link>
			<pubDate>Wed, 24 Sep 2025 13:09:32 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>“Manşet Var&quot; Programında Seferihisar Konuşuldu</title>
			<description><![CDATA[Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin Yerel İz TV’ye konuk oldu. Asena Karcıer’in sunduğu “Manşet Var” programına konuşan Yetişkin, Seferihisar’ın kendi yönetimindekini 6 yılını anlattı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Yerel İz TV’nin bu haftaki konuğu Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin oldu. Yerel İZ TV kanalının “Manşet Var” programına konuk olan Başkan Yetişkin, Seferihisar’a dair değerlendirmelerde bulundu.
Cumhuriyet Halk Partisi'nde geçmişte ilçe başkanlığı da yapmış nadir belediye başkanlarındansınız. Sizce masanın hangi tarafında oturmak daha zor?
İkisi de farklı farklı zor ama tabii ki yani belediye başkanlığı apayrı bir şey. İlçe başkanlığında üye ve üye kadar kişiyle muhatap oluyorsunuz ve onlara hizmet etmeye çalışıyorsunuz. Onların dertlerine dertleniyorsunuz. Ama belediye başkanlığı apayrı bir şey. Tamamen herkesi kucaklamak zorundasınız ve elinizdeki imkanlarla bütçeniz dahilinde  bir şeyler yapmaya çalışıyorsunuz. Bu da tabi Seferihisar gibi yerlerde daha zor. Normal nüfus 64 bin Seferihisar'ın ama şu anda mesela yazın 700 bin'leri 800 bin'leri buluyor. Bu da çok büyük bir nüfus farkını ortaya çıkarıyor. Bununla beraber gelen bir sürü sorun başlıyor. Altyapı sorunlarından tutun işte bir çöp toplamak bile bambaşka bir hale geliyor. Kışın normal nüfusta altı arabayla Seferihisar’ın çöpünü toplarken şimdi tam iki katına üç katına ve devamlı personel arttırarak gitmek zorundasınız. Bu şekilde devam ediyoruz yani bunların hepsi ayrı bir şey tabii ki.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin son olan kurultayında yaşanan değişimden sonra vitrin ciddi anlamda değişti. İzmir'de özellikle belediye başkanları noktasında dört kişi kaldı. Bir önceki döneme göre ve onlardan biri de sizsiniz. Bu süreç hakkında ne söylemek istersiniz?
Biz doğru yerde, doğru zamanda, doğru hareket tarzı geliştirdik kendi içimizde. Ekip olarak çok iyiydik. Ekip olarak çokca bir mücadele verdik. Aynı zamanda da tabii ki Seferihisar'da belli ekipler geldi, bunların araştırmaları yapıldı. Onlara dayanarak genel başkanımız büyük bir ihtimalle bunlara dayanarak teveccüh bizleri gösterdi. Biz de Seferihisar halkının oyunu aldık ve tekrar belediye başkanı olduk. Anketler sonucu ve gelen bir heyet vardı, mülakatlar vardı, o mülakatlar sonucu Seferihisar'da birçok esnaf gezildi. Ve sonuç olarak ortaya bizim ismimiz çıktı. E tabi benim parti geçmişim de çok eskiye dayanıyor. Ben Gençlik Kolları Yönetim Kurulu üyeliğinden tutun, Gençlik Kolları Başkanlığından, ilçe yönetim kurulu üyeliğinden, ilçe başkanlığından, kurultay delegeliklerinden, mahalle delegelikleri görev aldım. Yani partinin içerisinde partinin tozunu yutmadığım tarafı kalmadı. En son 2019'da belediye başkanlığına adaylığımızı koyduk, Belediye Başkanlığı da nasip oldu, 2. dönem de nasip oldu.
İlk 5 yıl ve bu dönemin ilk yılı bitti. Belediye Başkanı olurken Seferihisar için hedeflediklerinizin ne kadarını gerçekleştirebildiniz bu 6 yıl içerisinde? 
Bu 6 yılda söylediklerimizin yüzde 70'ini falan gerçekleştirdik. Ama tabi hem bütçesel anlamda hem de bazı işte devlet kanadındaki yazışmalardan dolayı da yapamadıklarımız oldu. Onun için yüzde 70'ine kadarını gerçekleştirdik. Bu yıl için de yeni hedeflerimiz var. Bugünkü ekonomik koşullarda çok zorlanıyoruz, ama biz verdiğimiz sözün arkasındayız. Ben hiçbir zaman bahane siyaseti yapmadım. Verdiğimiz sözleri tutuyoruz, tutmaya devam edeceğiz.
Seferihisar çok yönlü bir kent. Açıkçası hem tarım hem turizm bölgenin önemli geçim kaynaklarından ve bu da hizmet yönlülüğünü arttırmayı beraberinde getiriyor. Tarımsal üretime destek, festivaller, halkın daha uygun fiyatlı gıdaya, turizme ulaşabilmesi için çeşitli tesisler ve kültürel tanınırlığı arttırmak için birçok yeni işbirliğine imza atmış olduğunuz benim takip edebildiklerimden. Bunlar dışında Seferihisar Belediyesi'nin bu 6 yıl içerisinde vermiş olduğu hizmetlerden bahseder misiniz? 
Turizmle ilgili Türkiye'nin hiçbir belediyesinde olmayan 10 tane mavi bayraklı plajımız var. Bu anlamda günübirlik turistimiz çok oluyor. Hafta sonu ziyaretçi sayımız 100 bin'leri, 150 bin'leri buluyor. Onun dışında bağ rotası, zeytin rotası, İON rotası var. İyon rotası çok farklı bir noktaya geldi şu anda. Hem TGA tarafından hem İl Kültür Turizm Müdürlüğü tarafından desteklenen bir proje haline geldi, ve şu anda gezi rehberi listesine girmek üzere. Önümüzdeki aylarda bununla ilgili İyon belediyelerine ait bir toplantı gerçekleştireceğiz. Bu toplantıya sadece İON kentleri olan belediyeleri davet edebiliyoruz. Yurt dışı ayağı olarak bu işin iki ayağı var. Samos ve Sakız belediyeleri de buna dahil. Onlarla da irtibat halindeyiz ve konuşuyoruz. İON projesi sadece kültürel anlamda değil, yüzyıllar önce bu kentler kendi arasında birçok şey yapmış. Mesela ticaret, turizm ve kültürel faaliyetlerde bulunmuşlar. Fakat bugün günümüzde bu İON kentlerinde bambaşka bir şey var o da şudur, bugün üstünde yerleşim var. Amacımız Hem bugünkü yerleşimi insanlara gösterebilmek hem de geldiklerinde o tarihi orada tekrar onlara yaşatabilmek. O dönemin bütün sanatçıları Seferihisar’da yaşamış, Seferhisar'da ilk sanatçılar sendikasını kurmuşlar, orada birçok kültürel faaliyetler gerçekleştirmişler. Bundan dolayı Seferihisar'da sanatsal faaliyetlerle ilgili bir 3 günlük festival yapılmış. Bunun hemen akabinde Urla. o dönemde zeytinyağı ile ünlüymüş hemen orada bir üç günlük festival yapılmış. Bunun gibi ardı ardına süren festivaller yapıp Seferihisar’a gelen turist 3 gün sonra Urla'da da zeytinyağı festivalinin olduğunu biliyor olacak.
Düşünsenize şimdi Samos'ta bir turist geziyor ve orada İon kentleri arasında Seferihisar'daki Teos'un tanıtımını yapıyor. Oradaki insan feribot seferi de olduğu için muhakkak buraya gelip gezmek isteyecektir. Yani bunlar hem turizm açısından hem kültürel hem de ekonomik açıdan Seferihisar ve diğer 12 ion kentine büyük katkı sağlayacaktır.
Zeytin ve bağ rotasının üzerinden Avrupa'da da rota çiziyorsunuz. Biraz bunu da anlatır mısınız?
Bölgemizde gelişmek olan bağcılık ve zeytincilik var. Zeytincilik çok uzun yıllardan beri sürüyor ama bağ rotası gelişmekte. Gölcük, Gödence, Çamtepe, Kavakdere ve Orhanlı’yı kapsayan bir tarım ve doğa turizmi rotası oluşturuyoruz. Meclisten geçti, Avrupa’da tanıtımı için de görüşmeler yapıyoruz. 2026’da başlıyoruz.
Sosyal demokrat belediyecilik anlayışınız kapsamında neler yaptınız? Biraz da bundan bahsetmek ister misiniz?
İlk yaptığımız işlerden bir tanesi de halk market açmak olmuştu, halkla bir işbirliği var. Mesela örnek verebilirim işte kasap reyonunda bizim bölgenin hayvanlarını kesiyoruz. Yani küçük üreticinin hayvanlarını kesiyoruz ve belirli dönemlerde çok büyük indirimler yapıyoruz. Bunu halk takip ediyor. Yerel üreticilerden alınan et, süt, ürünler satılıyor. İzmir’den bile gelen var. Ucuza kaliteli gıdaya erişim sağladık. Çamlık Kafe ve Ürkmez’de denize sıfır sosyal tesisler açtık. İnsanlar ilk defa deniz kenarında uygun fiyatla çay içebildiklerini söylüyor. Fiyatlar tabi çok çok makul. Ben haftanın bir iki günü muhakkak kendim misafir gidiyorum. Bu tesisleri artıracağız.
Ve belediyeler üzerindeki hükümet baskısı... Tasarruf tedbirleri, kamuoyunda hedef gösterme ve tutuklamalar. Bu süreçlere ilişki neler söylemek istersiniz? 
Tasarruf tedbirleriyle ilgili süreç hala daha devam ediyor. Hiçbir şey değişmiş değil. Ama tutuklamalarla ilgili veremeyeceğimiz hiçbir cevap yok. Belediye başkanı olarak sosyal medyalar üzerinden birçok şey söyleniyor ama ben inanmıyorum. Kapımız açık, denetlenmekten korkmuyoruz. Suç yoksa operasyon da olmamalı. Ama "önce tutukla sonra isnat et" mantığı rahatsız edici. Tunç Soyer’i cezaevinde ziyaret ettim, zor ama moralleri yüksek.
Seferihisar geçtiğimiz günlerde orman yangınlarıyla da uğraşan ilçelerden biriydi İzmir'de. Hem orman yangını hem de sel açısından riskli bir kenti yönetiyorsunuz. Biraz geçtiğimiz orman yangınının bölgede bıraktığı hasarlarda biraz da alınan yeni bir tedbir olup olmadığından konuşalım dilerseniz. 
Seferihisar’ın yüzde 33’ü yandı. Artık neredeyse yanacak yer kalmadı. Mücadele ettik ama yalnız bırakıldık. Bu süreçte merkezi hükümetten destek göremedik. Sel riski açısından, ciddi risk altındayız. Eskiden orman suyu tutuyordu, şimdi tüm yağmur doğrudan akacak. Özellikle Orhanlı, Kavakdere, Doğanbey ve Payamlı bölgeleri çok riskli. DSİ ile önlem için yazışıyoruz.
Meclis kararıyla bir kampanya başlatıyoruz. Valilik onaylı IBAN ile bağış toplayacağız. Sanatçılar da destek veriyor. Toplanan parayla iki yıl sonunda halkla birlikte ormanları yeniden yeşerteceğiz. Bu konuda söz veriyorum.
Biraz da gelecekten bahsedelim. Seferihisar Belediyesi'nde geleceğe dönük ne gibi planlar, projeler var masada? 
Yeni bir belediye binası yapmak istiyoruz. Şu anki binamız kültür merkeziydi, tekrar asli amacına dönecek. Hem yeni belediye binası hem de gerçek bir kültür merkezi kazandırmak istiyoruz.
 
 
 
 
 
 
 ]]></news>
		    <image>https://www.softhaber.com/images/haberler/2025/08/manset-var-programinda-seferihisar-konusuldu.jpg</image>
		    <thumb>https://www.softhaber.com/images/haberler/2025/08/manset-var-programinda-seferihisar-konusuldu_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.softhaber.com/manset-var-programinda-seferihisar-konusuldu/5471/</link>
			<pubDate>Wed, 13 Aug 2025 13:37:07 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>" Kooperatifçilik sosyal demokratların işidir"</title>
			<description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi CHP Başkan Vekili Altan İnanç, Yerel İz TV’ye konuk oldu. Asena Karcıer'in hazırlayıp sunduğu programda İnanç, Türkiye ve İzmir gündemini değerlendirdi.]]></description>
		    <news><![CDATA[İzmir siyasetinin önemli isimlerinden olan İzmir Büyükşehir Belediyesi CHP Başkan Vekili Altan İnanç Yerel İz TV’de konuştu. İzmir’in gündemini kasıp kavuran su sorunu ve çöp problemlerini değerlendiren İzmir Büyükşehir Belediyesi CHP Başkan Vekili Altan İnanç, 19 Mart’tan itibaren gerçekleştirilen operasyonlara da değindi.
Gençlik örgütlerinden bu yana çeşitli görevlerde yer aldınız. Önce meclis başkan vekilliği ilk dönem bu dönemde de grup başkan vekilisiniz. Bu siyasi yolculuk devam edecek mi? Olası bir erken seçimde yeni bir adaylık görecek miyiz?
Süleyman Demirel, “Siyasetin giriş kapısı var, çıkış kapısı yok” demiş. Benim yolculuğum da devam edecek. 12 Eylül öncesinde ruhumuza işleyen siyasi düşünceler bizi siyasetin içine etti.1989'dan sonra Sosyal Demokrat Halkçı Parti'ye üye oldum. O zaman İzmir dört ilçeydi. Konak, Karşıyaka, Buca ve Bornova. Narlıdere ilçesinde Gençlik Kolları Başkanlığı ile siyasi yaşamım başladı. Şu an grup başkan vekilliği görevini yapıyorum. Buradan sonrasını siyaseti bir kariyer planlaması olarak hiç düşünmedim. Siyaseti hep toplum için yaptım. Ben bu dönemki kadar demokrasinin bu kadar askıya alındığı, yargının bu kadar siyaset üzerinde vesayet sahibi kılındığı bir başka dönem hatırlamıyorum. Onun için planlama yapamıyorum. Sonrası ne olur bilmiyorum.
İzmir Büyükşehir Belediyesi'nde grup başkan vekilliği görevine getirildiğiniz süreçte birçok siyasi kulisler yapıldı. Siz süreci bir görev değişimi olarak mı değerlendiriyorsunuz yoksa bu değişiklik siyasi bir tercih miydi?
Burada birisi başarısız oldu, onun yerine bir başkası tercih edildi denilirse bu biraz Levent Abiye haksızlık olur. Yani Levent Abi görev yaptığı sürede o da objektif ve kriterleri esas alarak görev yaptı, partimize hizmet etmeye çalıştı. Yani bir değişim zorunluluğu muydu? Zorunluydu. Ama bu ben geldim çok iyi oldu, o yaptı ya da yapamadı gibi algılanmasın. O günkü siyasi konjonktür öyle gerektirdi. Partimin önerdiği görevi hiçbir zaman reddetmem. Yani ortada bir parti içi sorun, ve çekişme gibi anlaşılsa da öyle bir durum olmadı. Bir çekişmemiz, bir yarışmamız söz konusu değildir. Yine uyum içerisinde, yine birbirimizi dinleyerek, yine birlikt meclisi de grubu da yönetiyoruz. Meclis Başkanlığı biraz daha temsil görevi. Belediye başkanını temsil ediyorsunuz, meclise gelmediğiniz zaman meclisi yönetiyorsunuz. Grup başkan vekilliğinin daha siyasi bir görev olduğunu düşünüyorum. Örgütlerimiz ve belediyemiz arasında görüş alışverişini saplayan bir köprü görevi olarak görüyorum. Onun için hem örgütlerimizi dikkatle dinleyip hem de belediyemizi, belediyemizin uygulamalarını, başkanımızı, başkanımızın uygulamalarının örgüte doğru anlatılması anlamında da bir görev yaptığımı düşünüyorum.
Hem Şenol Aslanoğlu'nu hem Cemil Tugay'ı temsil ettiniz ve etmeye devam ediyorsunuz. Sizce hangisiyle çalışmak daha zor?
Her iki görevin de zorlukları var. Cemil Başkan’la çok zorlanmadım çünkü sınırlı ve çerçevesi belirli bir görev yapıyorum. Cemil Başkan’la keyifli çalıştım. Şenol Başkan'ın zaten çok naif diyaloga çok açık bir yapısı var. Şenol Başkanımız nerede olursa olsun onu temsil ediyorum. Ben her ikisiyle de iyi çalıştım, umarım başkanlarımız da böyle düşünüyorlardır.
CHP İzmir İl Başkanlığı ve İzmir Büyükşehir Belediyesi zor zamanlardan geçiyor. 1 Temmuz operasyonuna ilişkin ne söylemek istersiniz?
İzmir operasyonu da 19 Mart'tan başlayan operasyonların tamamı da siyasi gerekçelerle yapılmış operasyonlardır. İzmir’de de durumun böyle olduğunu düşünüyorum. Bu durum Türkiye'de demokrasinin kesintiye uğratılmasıdır. Kendi ayağıyla savcıya gidip, adliye gidip ifade verebilecek insanların, sabaha karşı evlerinden, çocuklarının yanından, eşinin yanından böyle büyük bir gürültü çıkararak alınmasının bir algı operasyonu olduğunu düşünüyorum. Hangimize bugün söyleseler, e devletten bir tebligat aldığımızda koşa koşa gidip ifademizi verebiliriz.
Bu sürecin operasyonlardan sonra en çok konuşulan kısmı da İzmir'deki bir kentsel dönüşüm süreci oldu. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, süreci devraldıklarını, evlerin yapılacağını söylemişti. İzmir Büyükşehir Belediyesi bu evleri nasıl teslim etmeyi planlıyor? Herhangi bir mutabakat var mı meclis grubu arasında?
En baştan şunu söyleyeyim yaşadıklarımızın kooperatifçilik kavramını tümden yanlışmış gibi göstermesi, anlatması doğru değil. Kooperatifçilik çok doğru bir yöntem. Kooperatifçilik sosyal demokratların işidir. İzmir'de yaşadıklarımızda sorunlu olan kısımlar olabilir, İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin kentsel dönüşüm alanı ilan ettikleri yerde dönüşüm için arsa olarak kullandığımız yerde konutlarını aldığımız yurttaşlarımız, hemşerilerimiz var. Mağdur olan tüm vatandaşlarımıza belediye kira yardımı yapıyor. İnşaatların devam etmesi için gerekli ücretler çok arttı. İnşaatların zamanında yapılamaması, bitirilememesinin en önemli nedeni de budur. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin teminat olarak arsasını aldığı yurttaşlara, hemşehrilerine binalarını verme zorunluluğu vardır, onlar verilecektir. İzmir Büyükşehir Belediyesi üzerine düşen sorumluluğu yapacaktır.
İzmir iki büyük sorunla karşı karşıya, Çeşme’de başlayan ve il geneline yayılan bir sus sorunu var. Bunun yanı sıra bir de çöp meselesi var. İki konuya ilişkin neler söylemek istersiniz?
Su sorunu küresel ısınmayla birlikte bütün dünyanın bütün ülkemizin sorunudur. Su sorunun çözümü yeni su kaynakları bulmak, yeni su kaynakları yaratmak. Yeni su kaynaklarını devlet su işleri yapacak, oradan da belediyeler devlet su işlerinin yarattığı, bulduğu su kaynaklarını yurttaşlara dağıtacak. İzmir'de su kaynağı sorunu var, yeterince yatırım yapılmamış. Önerilen projeler var bunlar konuşulur fakat şu an gerçekten İzmir’de kullanma suyu anlamında sorunumuz var. Dolayısıyla da şu an tüm hemşehrilerimizden tasarruf etmelerini istiyoruz. Geleceğimiz için her tasarruf çok önemli, belediye olarak biz de gerekli özeni gösteriyoruz. Tabii bir yandan da merkezi hükümetl belediyemizin projelerini birleştirip hızla yeni su kaynakları yaratılmasına çalışmak lazım.
Üzülerek söylüyorum ki çöp sorunu bugünün sorunu değil.Rahmetli Piriştina'dan Sayın Kocaoğlu'na kadar İzmir'de çeşitli yeni çöp depolama alanları, Harmandalının dışında yeni çöp depolama alanları arayışı hep vardı. Harmandalalı artık mahkeme kararıyla kesinleşmiş olup bir gram bile dökülemez bir noktada. Yeni bir çöp alanı yaratmaya çalışıyoruz. Çevre Şehircilik Bakanlığıyla bizim bürokratlarımız görüşüyorlar. Umarım çok kısa sürede bir sonuç alınabilir.
Kongreler geldi, meclis üyeleri kararının geleceği konuşuluyor. Genel merkezin bu tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Acaba bu kararı almaya niye ihtiyaç duymuşlardır? Bence üzerinde düşünülmesi gereken şey budur. Yani belediye çalışanlarının delege olmamasını neden ya da delege olmasını neden istenmemiş, önlenmiştir? Şöyle düşünüyorum, üye yapımız manipülasyona açık mıdır acaba? Onun için bu karar alınmıştır. Bir görev bir adama denilebilir, buna bir itirazım yok. Ben şahsen siyaset yapan herkesin seçme ve seçilme hakkını özgürce kullanabildiği parça demokrasiyi yeğleyenlerdenim. Keşke böyle bir karar alınmasaydı ama alınmıştır, Tüzüktür uyulacaktır. Yani sonuçta siyaset gönüllülük temelinde bir iş, İnsanlar zaman ayırıyorlar geliyorlar sorunlarla ilgileniyorlar, partiliye çalışıyorlar, bunu yapan arkadaşlarımız, belediye çalışanı da olabilir. Ayrıca işte izin almıştır veya işte mesai saatinin dışında, partiye emek vermiştir, çalışmıştır. Ama sen delege olma demek haklı değil. Bunu söylemek isterim.
Şimdi bugünden siyasete atıldığınız o ilk ana Gençlik Kolları Başkanlığı dönemine dönseniz ne derdiniz? Neyi yapma ya da neyi yap derdiniz?
Çocuklarımdan ve eşimden özür dilemem gerekiyor. Çünkü gerçekten siyaset yaparken ihmal ediyorsunuz. Ben kızımın nasıl büyüdüğünü hatırlamıyorum, aile tarafını ihmal ediyorsunuz, ister istemez ediyorsunuz. ekonomik olarak da kendimden örnekleyeyim. Zor oluyor siyasette kendi kaynağını kendi kullanan insanların, ki sosyal demokrat partilerde böyle oluyor bu iş. Neyi yapardım, neyi yapmazdım, galiba gene yapardım yaptıklarımı. Pişmanlığım var tabii ki. Yani dönem dönem ya keşke dediğim de oluyor ama yapılan işin bir toplumsal fayda olduğunu düşündüğüm için onu bir doyum gerekçesi sayıyorum. Siyasetin içinde olmaktan mutluyum.
 
 ]]></news>
		    <image>https://www.softhaber.com/images/haberler/2025/08/kooperatifcilik-sosyal-demokratlarin-isidir.jpg</image>
		    <thumb>https://www.softhaber.com/images/haberler/2025/08/kooperatifcilik-sosyal-demokratlarin-isidir_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.softhaber.com/kooperatifcilik-sosyal-demokratlarin-isidir/5454/</link>
			<pubDate>Thu, 07 Aug 2025 16:52:19 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>SAKİN MİZAÇ, ÇALIŞKAN BAŞKAN: ŞENOL ASLANOĞLU</title>
			<description><![CDATA[Siyasetin alışık olduğumuz sert mizaçlı, kır saçlı ve her şeye kızan erkek yöneticilerine karşı toplumun birçok kesiminde oluşmuş olan ön yargıyı kıracak sakinliğiyle, hatta özlenen nazik siyasi üslubuyla iki yılı geride bıraktı CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu… ]]></description>
		    <news><![CDATA[Röportaj: Asena Karcıer
Kulağa kısa bir süre gibi gelse de hem Türkiye hem İzmir hem de CHP için son derece karışık geçen bu iki yılda büyük Türkiye depreminden İzmir yangınlarına, iki turlu genel seçimden kurultaylı genel başkan değişikliğine kadar birçok süreç yaşandı. Olmaz denilenin olduğu, ezberlerin bozulduğu ve tabii sadece ülkede değil, parti içi dengelerin de tepeden tırnağa değiştiği bu iki yılda sakin mizacı, sadece politika konuşuyor oluşu ve çalışkanlığıyla dikkat çeken Başkan Şenol Aslanoğlu’na geçen iki yılı, parti içi dedikoduları, İzmir gündemini ve geleceği sorduk. Yakın çalışma fırsatı da bulduğum Sayın Aslanoğlu’na filtresiz bir şekilde tüm soruları yanıtladığı için teşekkür eder, siz saygıdeğer okuyuculara keyifli okumalar dilerim…


	Gözlemlediğimiz üzere sizin de mevkidaşınız AKP İl Başkanı Bilal Saygılı’nın da sakin bir mizacı var. Hatta Bilal Saygılı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Cemil Tugay ile birlikte bakanlığı ziyaret ederek körfezin temizliği konusunda görüşmelerde bulundu. Ancak bunun üzerine AKP İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan çıkarak Bilal Saygılı’nın ‘CHP tarafından oyuna getirildiğini, boşluğuna denk geldiğini’ ima eden cümleler kurdu. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz; Saygılı’yı ‘oyuna getirdiniz mi’ ve İzmir için merkezi hükümetle bir uzlaşı sağlanabilir mi?
	Ben bu arabuluculuk tavrının en başından beri samimi olmadığını söylüyorum, hala da aynı yerdeyim. Evet, tarif ettiğiniz gibi sakin bir yapım ve mizacım var, birini kötüleyerek ya da bel altı vurarak siyaset yapmayı doğru bulmuyor, hatta bunun bir politika olduğunu da düşünmüyorum. Politikanın temel amacının vatandaşa hizmet etmek olduğunu ve biz politikacıların da daha iyi hizmet edebileceğimizi vatandaşa anlatıyor olmamız gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla onların da gelip bunu anlatıyor olmasını bekliyorum. Ama ne anlatacaklar? ‘Gel elektrik fabrikasını İzmir’e ver’, ‘vermem’; ‘parasıyla alalım’, ‘vermem’; ‘gelin körfezi temizleyelim’, ‘temizlemem’… Madem İzmir’i seviyorlar, samimi bir şekilde adım atmak istiyorlar elektrik fabrikasını versinler; madem İzmir’i seviyorlar, körfezle ilgili tek bir somut adım atsınlar. Bugün Gediz‘den gelen kirliliği hepimiz biliyoruz. Bunun için Çevre Bakanlığı olarak hiçbir iş yapma, sonra da dön ‘burası kirleniyor’ de. Yine hepimiz biliyoruz ki, burası sadece İzmir’in ya da İzmirlinin kirliliği değil. Bu yüzden burada İzmirliler olarak İzmirli duruşu sergilemeliyiz. Mensup olduğumuz siyasi partiden, ideolojik görüşümüzden bağımsız bir İzmirli olarak İzmir’e katkı koymak için elimizden geleni yapmalıyız ve tabii göstermelik işlerle İzmir’i seviyormuş gibi davranırlarsa da bugüne dek olduğu gibi bugünden sonra da gür bir sesle söylemeye devam ederiz. En basitinden biz 2025 yılı için İzmir’e harcayacağımız bütçeyi söyledik, AKP de söylesin. Çıksın İzmir’e yeni yılda ne kadar harcama yapacaklarını, bu harcama ile neleri İzmir’e kazandıracaklarını kalem kalem açıklasınlar. Bir tane işi de gelip sadece merkezi bütçe ile yapsınlar. Merkezi hükümet birçok yerde belediyelerin işini yapıyor. Ben size örneklerini vereyim: Spor Toto ile Kiraz Belediyesi’nin ne alakası var? Kiraz Belediyesi AKP’li bir belediye başkanı tarafından yönetilirken Spor Toto, Kiraz Belediyesi’ne yer yapıyor. Menemen Belediyesi’ne devletten arsa veriyorlar, hem de değerinin altında. Bu arsayı verdikten sonra da Menemen Belediyesi’nden on katı gibi fiyata, astronomik rakamlarla geri satın alıyorlar. Şimdi bunları yapıyorsunuz ve biz bunları görüyoruz, AKP’li belediyelerin ayrı tutulduğuna ve gerektiğinde işlerinin merkezi hükumetçe yapıldığına şahidiz. Konu İzmir olunca neden bu imkanlar kullanılmıyor? Konu İzmir olunca neden bütçeden hak ettiği verilmiyor? Konu İzmir olunca neden imzalar aylarca, yıllarca bekletiliyor? İzmir’i mi sevmiyorlar yoksa oy alamadıkları yerleri cezalandırıyorlar mı? Şimdi buradan, bir kez daha tüm samimiyetimle söylüyorum: Gelsinler İzmirlinin Körfez olur, arıtma tesisi olur; herhangi bir sorununu sadece merkezi bütçeyle çözsünler. Ben de CHP İzmir İl başkanı olarak çıkayım alkışlayayım, teşekkür edeyim. Yeter ki yapsınlar!
	Bildiğiniz üzere merkezi hükümet belediyelerin SGK borcu karşısında belediyelere gönderecekleri bütçeden kesinti yapacağını duyurdu. Listede İzmir Büyükşehir Belediyesi de var. Sizce bu kesinti belediyelerin çalışmalarını etkileyecek mi ve bu hamlenin altında yatan asıl neden ne?
	İzmir Büyükşehir Belediyesi üzerinden örnek verecek olursam, Aziz Bey’in son döneminden itibaren Türkiye ciddi bir ekonomik burhanla karşı karşıya kalmaya başladı. Bunu siz de, aileniz de hissetti; aynı şekilde ilçe ve büyükşehir belediyeleri de hissetti. Zaten uzun süredir bu sıkıntılı duruma alışkın belediyeler. Ama şu an yapılmaya çalışandan medet umanın çok daha zarar göreceğine inanıyorum. Çünkü ben ve benimle birlikte 185 bin yol arkadaşım sokak sokak dolaşıp diyoruz ki: ‘Mahallenize park yapılmasını engellemek için yapıyorlar’, ‘Eğer bu işi böyle yapmasalardı parkınız yapılacaktı’, ‘Bugün büyükşehir belediyesinin 900 milyon parasını aldılar elinden’! ‘900 milyona kaç kilometre asfalt yapılırdı hiç düşündünüz mü?’… Yani anlatmak istediğimiz şu ki, İzmir’in parasını bir kez daha hükümet alıyor elinden. Biz zaten vergi ödüyoruz, bu vergiye karşılık hükümet hakkımız olanı vermiyor, bir de yetmiyormuş gibi bugüne dek verdiğini iddia ettiği vergi karşılığının da yarısına el koymaya çalışıyor. Para zaten bizim paramız, para İzmirlinin parası; bunun CHP’li belediye başkanı Cemil Tugay’la ödeşmek için kullanılması hemşehrilerimiz tarafından nasıl hoş karşılanabilir? Her şeyden önce AKP İl Başkanı 

 Bilal Saygılı’nın ailesi nerede yaşıyor, İzmir’de değil mi? İzmirli hak ettiği ödeneği alamadığında, hak ettiği hizmeti göremediğinde temsil ettiği AKP’nin İzmir üyeleri bu durumdan etkilenmeyecek mi? En basiti mezar yeri sorunu… İzmir’de neredeyse gömü yapacak yer kalmamış durumda. Bunu dini değerlere önem verdiğini iddia eden bir partinin temsilcilerine basın yoluyla defalarca söyledik, iletişime geçmek, İzmir için ortak bir çözüm bulmak için her yolu denedik. Hala mezar yeri için izin vermiyorlar. Yerlere onay vermedikleri gibi yer de göstermiyorlar. Bizim bu konuda vicdanımız rahat; İzmirli, hakkını vermeyenlere karşı durmaya devam edecek ve her dönem olduğu gibi yine sesini yükseltecektir. 


	Şu an İzmir’in gündemlerinden biri de ÇEDES. CHP İzmir İl Başkanlığı olarak hem ÇEDES’e karşı toplantılar düzenliyor hem de Bornova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü önünde nöbet tutuyorsunuz. ÇEDES için neden İzmir’i seçtiklerini düşünüyorsunuz ve ÇEDES’e karşı mücadelenizi nasıl sürdüreceksiniz?
	Öncelikle belirtmeliyim ki, ÇEDES’i durduruna kadar mücadeleye devam edeceğiz, bu işi anlatmaya özellikle gayret ediyoruz ama bu konuda ısrarcı olurlarsa bizim de eylemselliğimiz bu doğrultuda artar ve sertleşir. Şu an bütün ilçelerimiz Bornova örgütümüzle birlikte ÇEDES’e karşı nöbet tutuyor, bütün taraflarla oturuyor ÇEDES’e karşı ortak bir mücadele planı ortaya koymaya çalışıyoruz. Benim kişisel fikrim İzmir’in özellikle seçilmiş olması, AKP tarafından İç Anadolu ya da Güneydoğu Anadolu bölgelerinde argüman bulmak için. Başka bir deyişle, burada yaptığımız eylemlerin herhangi birinin yanlış anlaşılması halinde koşa koşa gidip bu bölgelere anlatmak için beklediklerini tahmin ediyorum. Çünkü o bölgelerde, kale gördükleri yerlerde eriyorlar. Bu yüzden ‘gavur İzmirliler, zaten dine karşılar’ gibi argümanlarla kitlelerini bir arada tutmaya çalışacakları aşikar. Bu yüzden de İzmir’i seçtiklerini düşünüyorum. Ancak tüm bunlara rağmen biz tavrımızı net cümlelerle ifade ediyoruz: Bu uygulama, bu toplumu bölme işleminin bir parçasıdır. Bu toplumda mezhep çatışması yaratmak için attıkları adımlardan biridir. Onların din eğitimi verme gibi bir amacı olduğunu hiç sanmıyorum, öyle olsa bu proje için pedagojik bir formasyonu olmayan Kur’an kursu eğiticisi atamazlardı. Biliyoruz ki eğitim bu işin hiçbir yerinde yok. Daha çok farklı mezheplere sahip çocukları birbiriyle ayırmak ve bu ayırmanın getirdiği sorunları ortaya çıkarmak istiyorlar. Bu yüzden velilere seslenmek istiyorum: Bu proje için ayrılan çocuklar bir süre sonra oyun oynarken de ayrılacaklar. Bu da eğitimde eşitliği ortadan kaldırdığı gibi akran zorbalığını doğuracak. Hatta bu ayrılmalar artarsa birkaç yıl sonra Suriye olacağımızı da fark etmeli kıymetli veliler. Ben özellikle muhafazakar ailelere sesleniyorum: Gelin akılla, vicdanla, bilimle din eğitimini nasıl alır çocuklarımız bunu tartışalım, bunun doğru yöntemini bulalım. Çocuklarımızı pedagojik formasyon almamış kişilere emanet etmeyelim. Listede anaokulları bile var, tam da bu yüzden çocuklarımızın daha soyut düşünce yapısı bile gelişmemişken çocuklarımızı formasyonu olmayan eğiticilerin eline bırakmayalım. Unutmayalım bu çocuklarımızı bugün ayırırsak vatan o zaman bölünür, buna izin vermeyelim!
	Biraz da CHP’den konuşalım isterim… CHP tarihinde ilk kez bir genel başkan seçimle değişti. Bu değişimle birlikte genç ve kadınlar vitrinde daha çok yer alırken, parti tüzüğü baştan ele alındı ve son olarak da parti programı hakkında çalışmalar başladı. Bu değişim çok soruldu, ancak ben farklı olarak değişimin geçmişini değil, geleceğini sormak istiyorum. Bu değişim nasıl devam etmeli ki, CHP’yi mutlak bir başarıya, genel seçimlerde iktidara götürsün?
	CHP’nin iktidar olması için bir şeyi muhakkak ve çok kısa bir süre içerisinde yapmalıyız; o da vatandaşa iktidara geldiğimizde ne yapacağımızı anlatabilmek ve anlatırken de tüm vaatlerimizi hayata geçirebileceğimizin güvenini vermek. Çünkü şu an açık bir şekilde görüyoruz ki, Türkiye’de inanılmaz bir kararsız kitle var. Geçmişten çok alışık olduğumuz bir durum değil bu. Bu da bize AKP’den ya da MHP’den duygusal olarak kopmuş bir seçmenin olduğunu, hatta yerel seçimde bize oy vermiş olduklarını ama genel seçim için henüz tam anlamıyla ‘CHP bu işi yapacak’ diyemediklerini ölçtüğümüz bir kitlenin olduğunu gösteriyor. Bizim işimiz şimdi onlara ‘bu işi yapabileceğimize’ ilişkin güven vermek. Özetle, bir ne yapacağımızı anlatabilmemiz, bir de durduğumuz yerin gerçek ve samimi olduğunu anlatabiliyor olmamız lazım. Yeni parti programımızla da seçmen bunu net bir şekilde görecektir. Ancak belirtmek gerekir ki, seçmen ne Türkiye’de ne de dünyada hızlıca hareket eden ya da aksiyon alan bir aktifliğe sahip değildir. Genelde kararları daha yavaş değişir. Bizim de yerel seçimde aldığımız başarı, genel başkanımız Sayın Özgür Özel‘in tabiriyle cam tavanı kırmış olmamız, bir süreçtir. Özellikle CHP’nin son on yıl boyunca kendini daha iyi anlatabilmeyi başarmasından ve güçlü örgütümüzün Türkiye’deki sol partilere karşı oluşmuş ön yargıyı kırmış olmasından kaynaklanmıştır. Şimdi de bu kararsız seçmeni sürecin bir parçası haline getiriyor olmamız gerekiyor. İzmir’de bunu başarmaya başladığımızı düşünüyorum. Saha gezilerimde de çok sık gözlemliyorum bunu. Mesela bir kesim sürekli olarak ‘İzmir seçmeni CHP’ye kızgın’ diyor, bunu diyenler kesinlikle haklı. Evet, İzmir seçmeni bize kızgın, bana sürekli olarak ‘Senin çok çalışman lazım AKP gitsin diye’ diyor. Yani İzmir’in seçmeni bize hala AKP iktidarını gönderememiş olduğumuz için kızıyor. Gördüğümüz üzere seçmenin beklentisi yüksek, bizim hedefimiz iktidar; tam da bu yüzden CHP’nin ilk genel seçimlerde iktidar olacağına canı gönülden inanıyorum. 
	Gelelim parti içi yarışa… Yerel seçimlerde CHP hem Türkiye genelinde hem de İzmir’de iyi bir başarı elde etti. İzmir’in biri MHP’nin, biri AKP’nin kazandığı olmak üzere 2 ilçesi hariç tüm ilçelerini kazandınız. Seçimden bugüne henüz 9 ay geçti, ancak çok erken olmasına rağmen bazı belediye başkanları büyükşehir belediye başkanlığı için çalışmalara başladı. Gençlik ve kadın kolları kongrelerinde de bu yarışın ortaya çıkardığı gerginlik net bir şekilde gözlemlenir hale geldi. Siz ise tarafsız bir gözle süreci izleyenlerden oldunuz. Aynı gözle bu sürece ve yaklaşan ilçe kongre takvimine ilişkin neler söylersiniz?
	Bizim partide özellikle son dönemlerde mayıs ve haziran ayından önce kongre takvimimiz başlamıyor. Ancak bu kez biraz farklı işleyebilir süreç. Özellikle il başkanları olarak bizim 2025 Kasım’a kadar bir ön seçim çağrımız var. Dolayısıyla bu sürecin sonrasında kongreleri başlatmayla ilgili görüşler ortaya çıkmış durumda. Henüz bir netlik olmadığını söylemek daha doğru olacaktır ama tabi ki takdir genel merkez yönetimimizindir. Uygun gördüğü tarihte bütün bu süreçleri hazırlar ve yürütürüz. Tam bu noktada itiraf etmek gerekir ki, içe döndüğümüz takdirde, yani kongrelerimiz olduğu zaman örgüt tamamıyla içe dönüyor yönünü. Bu dönem tam aksine içe değil, dışa dönmemiz, çalışmamız gereken, vatandaşa iktidarın yönetemediğini ve CHP’nin de iktidara hazır bir alternatif olduğunu anlatmamız gereken bir dönem. 

Gözlemlediğinizi söylediğiniz gerginliğe ilişkin de birkaç şey söylemem gerekirse… Ben CHP’li olan herkesin anasının ak sütü gibi helal olduğunu düşünüyorum herhangi bir makamı talep etmesinin. Herkes büyükşehir belediye başkanı olmak isteyebilir, herkes il başkanı olmak isteyebilir, hatta genel başkan yardımcısı ve genel başkan da olmak isteyebilir. Öyle ki, bir partilinin İzmir İl Başkanı olmak istemesi kadar doğal başka bir durum da yoktur. Bu görevleri isterler ama bu arada bir tartışma çıktı mı, bu tartışma devam ediyor mu derseniz, yok. Kaldı ki ben basının aksine böyle bir tartışma da gözlemlemiyorum. Elbette göreve yeni gelindiğinde bir alışma süreci oluyor, bu özellikle belediyelerde müdürlüklerden personele kadar daha çetrefilli bir süreci kapsıyor. Bu alışma sürecinde yetki karmaşası ya da herhangi bir başka sorundan kaynaklı olarak küçük problemler çıkar mı, çıkar, çıkmıştır da. Ama dediğim gibi ben çok uzun süredir CHP İzmir örgütünde ciddi bir tartışma, birbirlerine karşı herhangi bir olumsuzluk ya da il başkanı veya büyükşehir belediye başkanına karşı bir olumsuzluk görmüyorum. 


	Son olarak il başkanlığından alınacağınız yönünde birçok dedikodu çıktı. Hatta geçmişte görev almış bazı partililer bunu basın önünde de dillendirdi. Siz bu dedikodulara ilişkin neler söylemek istersiniz?
	Biz CHP İzmir İl Başkanlığı olarak 185 binlik büyük bir aileyiz, 5 - 10 tanesi sizin gazeteci olarak her dönem dikkatinizi çekiyor ve sürekli olarak bu aynı kişiler üzerinden konuşuyorsunuz, konuşuyoruz. Dolayısıyla bu kişilerden bu huy çıkmaz diyebilirim. Ama bir yerde de haksızlık yapmayayım kimseye. Bu parti kurultay sonraki süreci ilk kez yaşadı ve ‘bunun da böylesi etkileri olabilir’ diye baktıkları bir süreç geliştiği için de bu tarz söylentiler geçmiş dönemlere göre daha fazla çıkmış olabilir. 

Kaynak: Yerel Politika Dergisi

 
 ]]></news>
		    <image>https://www.softhaber.com/images/haberler/2025/01/sakin-mizac-caliskan-baskan-senol-aslanoglu.jpg</image>
		    <thumb>https://www.softhaber.com/images/haberler/2025/01/sakin-mizac-caliskan-baskan-senol-aslanoglu_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.softhaber.com/sakin-mizac-caliskan-baskan-senol-aslanoglu/4698/</link>
			<pubDate>Thu, 02 Jan 2025 15:25:44 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>" İzmir&#39;de memnuniyet oranı azalıyor"</title>
			<description><![CDATA[İntegral Araştırma Şirketi, 12-17 Eylül tarihleri arasında İzmir’in 16 ilçesinde 2 bin kişiyle telefonla görüşerek detaylı bir araştırma gerçekleştirdi. Araştırmaların sonucunu İntegral Araştırma Şirketi Genel Koordinatörü Ümit Yaldız Yerel İz için yorumladı. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Bu araştırmaların İzmir’de yaklaşık 17 yıldır periyodik olarak gerçekleştirildiğini ifade eden Ümit Yaldız, “Öncelikle kentin gündemi, sorunları, siyasal gündem ve ülke siyasetine bakışı noktasında İzmir’in nerede olduğunu anlamak bakımından yapılan çalışmalar bunlar.” dedi. 
“İzmir de yaşam memnuniyeti 2018 yılında %81, 2020 yılında %80 iken bir anda %61’e düştü” diyen Yaldız,  “Bu konuyu merkeze aldık, bu memnuniyetsizliği besleyen, hem küresel, hem ulusal, hem yerel birçok sebebin üzerinde durduk.” diye ekledi. 
İzmir de çözüm bekleyen en önemli sorun nedir?
Bu çalışmada toplam da 27 farklı sorun başlığı geldi. İzmir’de herhangi bir sorun olmadığını söyleyen %7’lik bir dilim var. Mülteci meselesi, görüşler meselesi, uyuşturucu ve güvenlik meselesi, ekonomik kriz, hayat pahalılığı gibi çeşitli sorunlar var. İzmir merkezde en önemli sorun, çöp ve temizlik sorunu. Dış ilçelere yöneldiğimizde altyapı kanalizasyon ve toplu ulaşım öncelikli sorunlar arasında yer alıyor. Kent genelinde yol ve kaldırımların kötü ve bakımsız olması gibi temel sorunlar var. Körfezin kokması gibi ciddi bir sorunumuz var. Balık ölümleri gibi yeni bir sorunumuz var.
Peki, İzmir’de yaşamaktan kimler mutsuz?
35 yaş altı, aradığını bulamayan gençler bu listenin başında geliyor. İkinci sırada kentin onlara sunduklarını yeterli bulmayan orta yaş gurubu geliyor. Üçüncü olarak siyasi kategoride AK Partililer, CHP’lilere göre daha mutsuz İzmir’de yaşamaktan. Memnuniyetsizliği sadece yerel sorunlara bağlamak yeterli olmuyor aynı zamanda ulusal ve küresel ölçekteki gelişmelerle de bu memnuniyet düşüşünde rol oynuyor. Ekonomik kriz, pandemi süreci, depremler, doğal afetler bile genel memnuniyetsizliği besliyor diyebiliriz. 
Türkiye geneli yerel seçimlerde CHP’nin başarısının altında sizce AK Partinin ve hükümetin eksikleri mi rol oynamıştır yoksa CHP’nin artıları mı daha çok rol oynamıştır? 
Araştırmada seçim sürecini anlamlandırmak açısından önemli bir soruydu. Çünkü İzmir’de 28 ilçeyi CHP kazandı. Bizim sorumuz İzmir’deki zafere ilişkin değildi, zaten 25 senedir İzmir’de kazanıyor CHP. Afyon, Kütahya, Denizli, Uşak, Manisa, Adıyaman, Kastamonu, Giresun, Bursa gibi birçok siyasal kaleyi düşüren CHP’nin ülke genelindeki başarısını anlamlandırmaya çalıştık.
İzmirlilerin %56’sı için CHP’nin Türkiye geneli zaferinin altında AK Parti’nin/hükümetin eksikleri yatıyor. Cumhuriyet Halk partisinin artıları olmuştur diyenler %15.8. İkisi de etkili olmuştur diyenler ise %26. Yani baktığımızda %40’lık bir dilim CHP’nin artıları bir şekilde kabul ediyor iken yaklaşım %70’lik bir dilim de hükümetin eksiklerine bağlıyor 31 Mart seçim sandığından çıkan zaferi. İzmir gibi CHP’ye neredeyse çeyrek asırdır iktidar sunan, kimileri için ‘kalesi olan’ bir kentin seçim zaferini daha çok iktidarın eksilerine bağlıyor olması çok önemli bir sonuçtur. Siyaseten da anlamlıdır.  
“İyi Parti cevaplarında gerileme var”
Türkiye’yi hangi parti ya da partiler daha iyi yönetir?
Ocak 2023’te, yani 14 Mayıs seçimlerinden 3 ay kadar önce yaptığımız bir çalışmada,  sadece CHP cevabı %20.6 iken bu gün %34 e yükselmiş. 10 ay önceki araştırmada 6’lı masa diye bir cevap vardı. Orada da %12’lik bir karşılık vardı.  Dolayısıyla, CHP’de gelinen noktada 6’lı masa kavramının üstüne tek başına oturmuş gözüküyor. İyi Parti cevaplarında inanılmaz bir düşüş var. %7’lerden  %1.30 seviyelerine kadar düştü İzmir’de ‘iyi parti yönetir’ yanıtları.  Yükselişte olan bir diğer parti ise Zafer Partisi. Oransal olarak Zafer Partisi yanıtları ikiye katlanmış görünüyor. 
“Sizce CHP iktidar olsa ne derece iyi yönetirdi?” Sorusunun cevabını öğrenebilir miyiz?
İyi yönetir ve çok iyi yönetir diyenlerin oranı % 30,6 orta derecede yönetir diyenlerin oranı %38. İyi yönetir ve çok iyi yönetir diyenlerde bir yükseliş var. “Türkiye’nin yeni bir siyasi partiye ihtiyacı var mı?” sorusunu en son 2020 Şubat ayında sormuşuz. Evet diyenler %44 oranındaymış. Şuan %58’e yükselmiş.
Siyasal çapraz analizde tüm siyasi parti seçmenlerinde ‘yeni parti ihtiyaç’ cevabının yüksek olduğunu görüyoruz. AK Parti seçmenleri için %47 olan yeni parti gerekli yanıtı CHP seçmenleri için %56 civarında. İyi Partideki lider değişiminin de ‘yeni parti gerekli’ cevabını oransal olarak arttırdığını görüyoruz.
CHP ya da başka siyasi partilerin seçmenleri ‘yeni bir parti kurulsun bizde ona oy veririz’ düşüncesinde olmayabilir. CHP’liler için ‘yeni parti merkez sağda kurulsun’ beklentisi yüksek iken AK Partili seçmenler CHP’nin yerini alacak bir yeni partiden söz ediyor olabiliyor. Ama her hâlükârda Türkiye geneline hitap eden yeni bir partiye olan ihtiyacın 4 yıl öncesine göre katlanarak arttığını saptamış buluyoruz. Türkiye’nin yeni güçlü bir siyasi partiye her zamankinden daha fazla ihtiyacı var. 
“Bir sonra ki cumhurbaşkanı seçiminde CHP’nin cumhurbaşkanıadayı Ekrem İmamoğlu mu, Mansur Yavaş mı, yoksa Özgür Özel mi olmalı?” sorusuna gelen yanıtları öğrenebilir miyiz?
Burada Mansur Yavaş seçeneği %37.7, Ekrem İmamoğlu %24,  Bu üçü dışında başka biri olmalı diyen %3.8, Üçü de olabilir diyen %11 var. Özgür Özel diyen 9.8, İmamoğlu ya da Yavaş olsun diyen %3 var.
İzmir’de son yıllarda yaptığımız çalışmalarda Mansur Yavaş’ın ilk sıralarda çıktığını biliyorduk ama 31 Mart seçimlerinden sonra durumun değişmiş olabileceğini, İmamoğlu’nun hem genel hem de CHP kamuoyunda elde ettiği pozisyon nedeniyle öne geçmiş olabileceğini düşünüyorduk.
Fakat gördük ki İzmir seçmeni 31 Mart öncesi yaptığımız araştırmalarda da ilk sıraya koyduğu Mansur Yavaş’tan vazgeçmiş değil.
İzmir’de yaptığımız diğer araştırmalardan biliyoruz ki İzmirli kendisini öncelikli olarak Atatürkçü sonra da milliyetçi olarak tanımlıyor. Bu iki tanım %60’ın üzerinde… Siyasal analizlerde Yavaş’ın CHP seçmenlerinde de İmamoğlu’nun önünde olduğunu görüyoruz. İmamoğlu’nun Yavaş’a üstünlük kurduğu siyasal seçmen grupları sadece DEM Parti ve TİP seçmenlerinde söz konusu. Ayrıca Yavaş’ın başta İyi Parti ve MHP olmak üzere sağ seçmenden gördüğü desteğin de bu oranlarda etkisi var tabi ki.
Kaynak: Yerel İz Dergisi


 ]]></news>
		    <image>https://www.softhaber.com/images/haberler/2024/11/izmir-de-memnuniyet-orani-azaliyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.softhaber.com/images/haberler/2024/11/izmir-de-memnuniyet-orani-azaliyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.softhaber.com/izmir-de-memnuniyet-orani-azaliyor/4551/</link>
			<pubDate>Thu, 07 Nov 2024 15:20:11 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>“Önce Buca, Öncü Buca&quot; diyerek yola çıktık</title>
			<description><![CDATA[Buca Belediye Başkanı Görkem Duman ile Yerel İz Dergisi için bir röportaj yaptık. Görkem Duman, Buca da yaptığı çalışmaları ve önümüzdeki süreçte hayata geçirmeyi planladığı projeleri anlattı. İlgi ile okuyacağınızı umuyoruz.]]></description>
		    <news><![CDATA[Röportaj: Berna Vatansever


	Göreve başladığınız günden bu yana yapmış olduğunuz çalışmaları anlatır mısınız?
	Göreve geldikten sonra öncelikle yönetim kadrosunu oluşturduk.  Belediye başkan yardımcıları değişti. Müdürlüklerden 33 ünde değişiklik yaptık. Sonrasında temel hizmetlerdeki aksaklıklar ile başladık işe. Temizlik, park bahçe, yollar gibi hizmetlere öncelik verdik. Sonrasında da kendi bütçemizi hazırlamadığımız için temel hizmetleri maksimum seviyeye çekip, personel ödemelerini aksatmadan, sosyal demokrat belediyeciliği de entegre ederek yıl sonuna kadar bu şekilde ilerlemeye karar verdik.  Biz yola “Önce Buca, Öncü Buca” diyerek çıktık. Buca’yı Bucalılar ile birlikte yönetmek amacındayız. Bizim asıl makamımız sokaklardır anlayışı ile her mahallemizi sokak sokak geziyoruz. Böylece sorunları ve talepleri yerinde dinleyip çözümü konusunda ilgili birimlere talimat verebiliyoruz.

Elimizdeki imkanlarla en iyi şekilde hizmetleri yapmaya devam ediyoruz. Bunun yanında sosyal belediyecilik anlamında çalışmalar yapmaya başladık. Buca da yaşayan 0-18 yaş arası çocuk ve gençler için Diyabet Sensörü Destek Programını hayata geçirdik. Bu destek programı ile diyabet hastası çocukların insülün seviyelerini takip edebilmemiz için gerekli cihazlara erişimini sağlıyoruz.
 
Buca’da Tarım Okulu açtığınızı öğrendik. Bu konuda neler yapmayı planlıyorsunuz?


	İlçemizdeki tarım kültürünü canlandırmak için Kaynaklar Mahallesi’nde Tarım Okulu ve Atalık Tohum Merkezi’mizi açtık. Bu proje ile geleneksel ve modern üretim teknikleri, gübreleme, ilaçlama gibi konularda eğitimler vereceğiz. Ayrıca çocukların ve gençlerin toprakla buluşmasını sağlayacağız.  Pandemiden sonra tarımın önemi ortaya çıktı. Tarım okulundaki amacımız; ana okulu çağından başlayıp tüm yaşlardaki vatandaşlarımızı tarım üzerinde bilinçlendirmek, eğitmek ve bölgedeki çiftçimizi de teşvik etmek sonrasında ürettiklerini pazarlamasına da destek olmak istiyoruz. Bizim desteğimize rağmen satılmazsa belediye olarak biz satın alıp yardıma muhtaç vatandaşlarımıza dağıtmayı planlıyoruz.  

Aynı zaman da 66 dönüm tarla bağışlandı bize, o tarlayı da üretime dahil ettik. Orada ürettiklerimizi de Kent Lokantası’nda kullanacağız. Kent lokantalarında maliyetin altında bir fiyat olduğu için oradan destek veriyoruz. Ocak ayında bir kent lokantası açılmıştı, ikincisini de açtık. Üçüncüsü için tadilat yapılıyor. Birkaç hafta içerisinde onu da hizmete açacağız. Ayrıca CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in talimatları doğrultusunda “Askıda Yemek” Uygulamasını başlattık. Hayırseverlerin desteği ile büyüyecek olan proje ile ihtiyaç sahibi vatandaşların sağlıklı gıdaya ulaşmasını sağlayacağız.
Köy Enstitülerinin ilki Buca da yapılmış Kızılçullu da yapılmış zamanında. Onun için büyük önem veriyoruz. Aslında Köy Enstitüleri ile ilgili Buca’da ilk “çoban ateşini” yakmak istiyoruz. Aslında ülkemizin ihtiyacı olan bir kurum bu konuda çalışmalarımız sürecek.
 

	Kadınlara yönelik projeleriniz neler?
	Halk Eğitim Merkezi işbirliği ile 8 farklı kurs merkezinde 34 farklı alanda hobi, sanat ve meslek edindirme kursları düzenliyoruz. Kurslardan 5 bin kadın yararlanıyor. Merkezlerdeki meslek edindirme kurslarına katılan kadınlar sertifikalarını alarak iş hayatına katılıyorlar. Kadının ekonomik özgürlüğü her şeyden önce gelmeli. Kadınların ekonomik özgürlüğü olduğu zaman bazı şeylere tahammül etmek zorunda kalmıyor. O yüzden kadınlarımıza meslek edindirmeye büyük önem veriyoruz ve bu çabanın içinde olacağız. Sosyal ve kültürel konularda da her zaman kadınlarımızın yanında olacağız. Meslek edindirme kurslarını iş garantili yapacağız. Mezunların iş bulması konusunda bizzat ben çalışma yapacağım.

İşsizlikle mücadele için kurduğumuz Buca Belediyesi Sarı Masa Çözüm Merkezi İstihdam Masası işverenler ile iş arayanları buluşturmaya devam ediyor. İş birliği yaptığımız firma sayısını 274’e çıkardık. Çalışmamız kapsamında İstihdam masamıza başvuru yapan 597 hemşehrimizi iş sahibi yaptık. 


	Çocuklara ve gençlere yönelik yaptığınız çalışmaları anlatır mısınız?
	Anaokullarımızın fiziksel şartlarını iyileştirerek çocuklarımızın hizmetine sunduk. Vali Rahmi Bey, Betontaş ve Çamlıkule mahallelerimizde yer alan okullarımızda öğrenci sayısını artırdık. Bir yıl boyunca eğitim ihtiyaçlarını karşılayacak eğitim setlerini ücretsiz dağıttık. Yakında dördüncü anaokulumuzun temelini atacağız. Milli Eğitim Bakanlığı müfredatına uygun olarak okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve lise seviyesindeki öğrenciler ile KPSS adayları için ücretsiz eğitim veren Dijital Dershane projesini başlattık.

Öğrencilerin barınma sorununa çözüm bulabilmek için öğrenci konukevi açacağız. İnönü Mahallesi’ndeki öğrenci konukevinde ilk etapta 150 öğrenciyi ağırlayacağız.Dört katlı olarak tasarladığımız Buca Belediyesi Öğrenci Konukevi’nde yemekhane, dinlenme alanları, mutfak, kütüphane, çamaşır ve ütü odaları bulunacak. 
 
Buca’ya Yeni Yaşam Alanları Kazandırıyoruz


	Buca için yaptığınız çalışmalar çok güzel. Anlattıklarınıza ilave edeceğiniz çalışmaları da kısa başlıklar ile sizden dinlemek isteriz. Buca’da temizlik seferberliğimiz aralıksız sürüyor. Parklardan sokaklara, çöp konteynerlerinden oyun alanlarına kadar her yeri temizliyoruz. İbadethanelerin, hastanelerin ve okulların de temizlik çalışmalarını sürdürüyoruz. Kentimizde bulunan güvenlik sorunu oluşturan binaların yıkımını gerçekleştiriyoruz. Kaçak yapılanmanın önüne geçmek için kaçak yapıları yıkıyoruz. Mahallelerimize yeni yaşam alanları kazandırıyoruz. 

 
-Bizim Gölet tesislerimizde bulunan amfi tiyatro da yenileme çalışmaları başlattık. Tüm tesis baştan aşağı yenileniyor. Çalışmalar tamamlandığında 3 bin 500 yüz kişilik Zeki- Metin Sahnesi’nde önemli etkinlikler yapmayı planlıyoruz.
- Buca için planladığımız çalışmalardan birisi de Buca’ya Asfalt Üretim Tesisi kuracağız.Asfalt tesisimizi hazırladık. Ruhsat aşamasındayız. Yakında kendi asfaltımızı üretmeye başlayacağız. 
 ]]></news>
		    <image>https://www.softhaber.com/images/haberler/2024/10/once-buca-oncu-buca-diyerek-yola-ciktik.jpg</image>
		    <thumb>https://www.softhaber.com/images/haberler/2024/10/once-buca-oncu-buca-diyerek-yola-ciktik_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.softhaber.com/once-buca-oncu-buca-diyerek-yola-ciktik/4521/</link>
			<pubDate>Wed, 30 Oct 2024 14:43:10 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Zeki Genç, "Son yıllarda büyük bedene talep fazla"</title>
			<description><![CDATA[Hem Ege Bölgesi’nde hem de İzmir’de birçok kilolu beyin tanıdığı bir isim ve marka olan Zeki Genç, 1996 yılından bu yana büyük beden giyime ihtiyaçları olanın tek adresi oluyor. Birçok çeşidi bünyelerinde satışa sunan Zeki Genç, dışarıdan tedarik edilen ürünlerin yanı sıra özel üretim de yapıyor. Büyük beden giyim de marka olmuş Zeki Genç ile konuya ilişkin konuştuk.]]></description>
		    <news><![CDATA[Zeki Genç, konuşması esnasında çoğu ürünün büyük bedeni bulunmadığı için kendilerinin ürettiğini, bazı ürünleri ise dışarıdan tedarik ettiklerini dile getirdi. 1996 yılına kadar kumaşçılık yaptıklarının bilgisini veren Genç, “Kumaşçılık bizim dede, baba mesleğimiz. Daha sonra 1996 yılında hazır giyime geçtik. Talep olduğunda ısmarlama kıyafet de yapıyoruz. Çünkü bedeni uymayanlar oluyor. Özel istekleri olanlar oluyor. Bu yüzden özel imalat da yapıyoruz” diye konuştu.

Bir erkeğin ihtiyacını karşılayacak her türlü ürünü sattıklarını, gömlekten atlete kabandan deri monta kadar her çeşit ürün bulundurduklarını belirten Genç, Şirinyer’de bulunan mağazalarından başka bir mağazaları olmadığına da dikkat çekerek belirtti. 26 senedir Şirinyer Cadde’de aynı dükkanda olduklarını vurgulayan Genç, “Büyük beden giyinenlerin çoğu yerimizi bilir. Bu bölgede sorduklarında komşularımız bizi gösterir” dedi.

Zeki Genç, dönem dönem büyük beden giyimde de moda etkilerinin görüldüğüne dikkat çekti. Genç, şu ifadeleri kullandı:
“Büyük beden giyenler, gençlerin kıyafetlerini görüp özeniyorlar. Daha çok ince ve renkli şeyleri seviyor büyük beden giyenler. Gençlerin üzerinde görüyorlar içlerinde kalıyor. Onlara özel imalat yapıyoruz. Büyük beden giyinenlere bazı tüyolar verebilirim. Öncelikle koyu renk kıyafetler giyecekler. En iyisi siyah giymek. Uzun boylular düz renk yada çizgili giyebilirler. Boyuna çizgileri tavsiye ediyoruz. Kısa boylulara ise enine çizgileri tavsiye ederiz. Genel olarak polyester kumaşlardan uzak durmalarını pamuklu kumaşlar kullanmalarını tavsiye ediyoruz. Bizde en büyük beden 86. Ondan sonrası ısmarlama oluyor.”

Konuşmasının  sonunda, son yıllarda obezite nedeniyle büyük bedene talebin arttığına vurgu yapan Zeki Genç, büyük beden giyenlerin çoğunun şeker hastası olduğunu dile getirerek, “Tokluk hissi neden oluyor diye düşünüyorum. Toplumda obez insan sayısı arttıkça büyük beden giyime ihtiyaç da artıyor. Büyük beden giyinenlere tavsiyem sezon sonunda alış veriş yapmaları. Ben her zaman söylüyorum ticareti bilen, işi bilen insan gelir sezon sonu alışverişini yapar. Sezon sonu ürünler daha ucuz oluyor sezon başı yeni ürünlar daha pahalıya geldiği için yarı yarıya fark ediyor ve daha ucuza geliyor zaten renkleri belli, giydikleri ürünler belli” ifadelerini kullanarak cümlelerini tamamladı.
 
 ]]></news>
		    <image>https://www.softhaber.com/images/haberler/2023/01/genc-son-yillarda-buyuk-bedene-talep-fazla.jpg</image>
		    <thumb>https://www.softhaber.com/images/haberler/2023/01/genc-son-yillarda-buyuk-bedene-talep-fazla_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.softhaber.com/zeki-genc-son-yillarda-buyuk-bedene-talep-fazla/3671/</link>
			<pubDate>Sat, 14 Jan 2023 12:41:12 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Sosyolog Gökhan İlhan Soft Haber&#39;e açıklamalarda bulundu</title>
			<description><![CDATA[Toplumsal konularla ilgili basında birçok makaleleri, söyleşileri ve açıklamalarıyla, ‘’Toplumsal huzur ve sevgiyi kendi aramızda hep çoğaltmalıyız’’ diyen, Sosyolog/ Gökhan İlhan gazetemiz Egeli Haber Editörümüz Yasemin ANLAR’a ‘Aile ve Toplum’ ilişkileri konularında önemli açıklamalarda bulundu.]]></description>
		    <news><![CDATA[Egeli Haber – Yasemin ANLAR
 
Aile ve Toplum İlişkilerinde sağlıklı kararlar için nelere dikkat etmeliyiz?
 
Sosyolog / Gökhan İlhan- Aile denince ilk önce anlayacağımız kan bağıdır. Kutsal değerli bir kurumdur. Aileyi bir bütün olarak göreceğimiz sevgi ile dolu renkli çiçeklerle bezenmiş bir ağacı düşünebiliriz. Bütün güzel renklerin var olduğu tüm güzellikleri hissedebileceğiniz yaşayacağınız bir ortamdır aile. Anne, baba, çocuk, genç, yetişkin, yaşlı, herkes için en doğal kendini öz güvende hissettiği yerdir. Aile de gözümüzü açar ailede gözümüzü kapatırız. İnsanoğlu, toplumsal hayata ilk olarak ailede hazırlanır, dinini, inancını, ahlak, edep, saygı, sevgiyi önce ailede öğrenirler. Kişilik ve karakter, dışarıdan önce aile içinde şekillenir ve biçim kazanır.
 
Geçmişten günümüze gelen aile kavramı sizce ne gibi farklılıklar gösterdi. Gelenek ve göreneklerimizde  ne gibi değişimler ve dönüşümler yaşandı?
 
İlhan- Modernize ile tolumda aile kavramı da yerini farklı değişikliklere açtı. Yirminci yüzyılın ikinci yarısı itibariyle kendisinin ürünü olarak bilgi, teknoloji, iletişim ve ulaşım alanındaki hızlı değişimlerin sonucu yaşanan küreselleşme ile kontrolsüz bir hal almıştır. Aile toplumdan topluma değişik özellikler gösteren bir yapıya sahiptir. İnsanlık tarihi kadar köklü bir kurum olan aile, tarihteki gelişmelere paralel olarak değişerek, bu değişmelere göre farklı şekiller almaktadır. Avcı ve toplayıcı toplumda aile, tarım toplumunda sanayi toplumunda, sanayi sonrası toplumda aile derken bugünlere kadar geldik. Modern sanayi ve kent toplumunda bireyler, yeni kimlik ve roller edinmiştir. Yeni dönemde biyolojik kökenli olduğunu kabul ettiğimiz erkek ve kadın rolleri dahi değişime uğramıştır. Samimi sosyal ağların yerini ikincil ilişkilere bırakmasından dolayı aile, bireylerin bu ortamda daha da belirginleşen sevgi ihtiyacının karşılandığı tek mekân olmuştur. Aile pek çok işlevini kaybetse veya tersten ifade edilirse insanlar modern dönemde pek çok hizmet ve ihtiyacı kurumlar vesilesiyle karşılayabilse de aranan sevgi ve güven aile dışında tatmin edici bir şekilde karşılanamamıştır. Aile bağının verdiği güven daha bir farklı güvenilir bir güvendir diyebiliriz.
 
Aile kavramının, kıymetini Covıd-19’ la evde geçen zamanlarda daha iyi anladık mı? 
 
ilhan- Covıd-19 ile dünyamızda ailelerde bir takım değişim ve dönüşümler yaşandı ve hala yaşanmaktadır. Unutmadan diyebiliriz ki; Pandeminin yarattığı sorunlardan yalnızlık duygusu ve özlemlerimiz, aile değerlerimizi yeniden ön plana çıkardı ve güçlendirdi. Olumlu etki yaptı. Kayıplarımızla  hüzünde yaşattı. Uzun yıllara yayılan ve birçok insanı etkileyen, dünyada yaklaşık on sekiz milyon üzerinde can kaybı yaşatan bir salgın hastalık yaşadık. Bu salgın İnsan ve toplumda oluşturduğu duygu, tutum ve davranışlar çeşitli farklılıklar gösterdi. Evde uzun zaman olmayı, evliliği ve aileyi tanımlamaya bağlı olarak, salgın süreci, insanın aile tasavvurunda değişime dönüşüme yol açtı. Salgın süreci ve evde kalma dönemlerinde, bazılarında aile, arkadaşlık, dostluk, komşuluk gibi aidiyetlerin değerini artırdığını görebildik.  Pandemili yaşamda aile kavramında ve ev bireyleri arasında daha güçlü iletişim ve görüşmeler sağlanırken, diğer yandan da boşanmaların da arttığına şahit olduk. Kısacası Covid 19 salgını ile aile bireyleri arasında daha güçlü bağlar kuruldu diyebiliriz.
 
Boşanmalar her geçen gün neden bu kadar artmaktadır?
 
İlhan- Boşanmaların temelinde ikili anlaşmazlıklar vardır. Adı ne olursa olsun maddi-manevi, çiftler arası güçsüz iletişimsizlikler kültürel çatışma, vb. bir takım anlaşmazlıklar oluyor. Bunun yanında dijital dönüşümün getirdiği üst modernizem de etkili oldu.  Bu sorunlar genellikle eşlerin sorun çözme yeteneklerinde eksiklikler, ailede bulunan rol dağılımlarında eşlerin birbirlerinden farklı beklentiler içerisine girmeleri, ekonomik sorunlar, cinsiyet farklılıkları ve eşitsizliği, eşler arasında sağlıklı iletişimin olmayışı, eşlerin yeterince birbirlerine zaman ayırmamaları, eşlerden birinin psikolojik sorunlar yaşaması ve din, mezhep, politik görüş, kültür, değer farklılıklarından kaynaklanan problemler şeklinde sıralanabilir. Tabii bu ayrılıklar boşanmalar aile kurumunu toplumda fazlasıyla zedeliyor. Çocukları,  yakın akrabalarını, kendi ailelerini büyüklerini üzmektedir. Soruna genelde tekten değil de tümden bakıp öyle algılamak gerekiyor.
 
Sizce daha çok erkekler mi? Yoksa kadınlar mı boşanma taraftarı oluyorlar? 
 
İlhan- Boşanma sebepleri erkek ve kadınlara göre farklılık gösterebiliyor.2021 yılı TÜİK verilerine baktığımızda ilk sırada yüzde 32 ile “sorumsuz ve ilgisiz davranma” var. İkinci sırada yüzde 14 ile “aldatma” bulunuyor. Erkeklerin yüzde 41'i eşlerinin “sorumsuz ve ilgisiz davranması” sebebiyle boşanıyor olduklarına araştırmalar sonucu ulaşıldı. Boşanma nedenleri cinsiyete göre incelendiğinde, boşanmış erkeklere ve kadınlara göre en önemli boşanma nedeni eşlerinin sorumsuz ve ilgisiz davranması oldu. Bu oran, erkeklere göre yüzde 41,2, kadınlara göre yüzde 24,2 oldu. Erkeklere göre sorumsuz ve ilgisiz davranmadan sonra en önemli boşanma nedenleri yüzde 11,0 ile aile büyüklerinin aile içi ilişkilere karışması ve yüzde 9,7 ile evin ekonomik olarak geçimini sağlayamama oldu. Kadınlara göre sorumsuz ve ilgisiz davranmadan sonra en önemli boşanma nedenleri ise yüzde 19,3 ile aldatma ve yüzde 14,6 ile dayak/kötü muamele oldu.(2021- TÜİK Verileri)
 
Bir çocuğun gelişiminde, ailenin boşanma sonrası çocuklarda negatif- sosyal durumlar ortaya çıkmaktadır? 
 
İlhan- Genel olarak boşanmalar dışında bir çocuğun gelişimi üzerinde sadece ailenin değil, pek çok etkenler görülmektedir. Örneğin; çocuğun gelişiminde aile ve okul arasındaki etkileşimin rolü oldukça önemlidir. Okullarda uygulanan eğitim programlarında çocuk, aile ve çevre arasındaki ilişkilerin yansıtıldığı çevreyle ilgili yaklaşım görülmektedir. Çocuk çevresinden bağımsız olarak düşünülemez. Boşanma sonrası ailede en çok zarar görenler şüphesiz çocuklardır. Boşanma sonrası çocuk, boşanan taraflar arasında tehdit, anlaşmazlık konusu yapılabilmektedir. Ebeveynlerin, boşanmış olsalar bile çocukları ile insani ilişkiler kurması, ebeveyn-çocuk ilişkisi kurulması, hem bir insan hakkıdır, hem de çocuğun gelişimi açısından psikolojik bir gerekliliktir. Daha çok olumsuz, kavgalı ayrılıklar çocuklarda duygu durum bozukluğu anksiyete belirtileri had safhada göstermektedir.
Boşanan aileler çocukları ile iletişimlerini nasıl devam ettirmelidirler?
İlhan- Eşler arası ayrılıklarda, sevgi, saygı, hoşgörülü, küçük harflerle konuşma anlayışının hakim olduğu bir boşanma ve ayrılık çocuğu daha az etkiler ve zamanla büyüyen çocuk kendini ve çevresindekileri seven, kendisiyle ve hayatıyla barışık, özgüveni yüksek bir birey olarak yetişir. Sorunlu, kavga gürültü içinde olan boşanmalarda en çok çocuk etkilenir ve bilinçaltında yer eder, ileriki dönemlerde ciddi anksiyete bozuklukları meydana gelir. Burada yapılması gereken en doğru şey anne ve babanın; boşanma süreçlerinde ailelerin çocukla olan iletişimlerini koparmaması gerektiğini bilmeleridir. Çocuğun duygularını anlayıp dile getirmesine yardımcı olunması, ilgi ve sevgiyi çoğaltmaları gerekir. Zaman zaman ise çocukların huysuz veya sıkılgan davranışlarının şımarıklık değil, bir dışa vurum olduğu anlaşılmalı, anlayışlı bir tavırla çözüme ulaşılmalıdır.
 
Sağlıklı bir birey nasıl yetiştirilmelidir?
İlhan- Kesinlikle sevgi ve ilgiyle yetiştirilmelidir. Koşulsuz sevginin var olduğu, doğru bilgilerin verildiği, saygının, sevginin olduğu aynı zamanda da uyum, anlayış ve hoşgörü gibi güzel davranışların sergilendiği bir aile ortamı şüphesiz ki aileyi güçlü, çocuğu sağlıklı ve gelecekte başarılı kılacaktır.  Bunun için bizlere yani anne, babalara ve eşlere düşen görev ve sorumluluklar öncelikle aileyi sarsacak, aile bağlarını zedeleyecek her türlü tutum ve davranıştan kaçınmaktır.  Diğer yandan, çocuklarımızı sağlıklı, mutlu bireyler olarak yetiştirmek, onlara saygıyı, sevgiyi, paylaşmayı, dayanışmayı, yardımseverliği, iyilik yapmayı öğretmek, dürüstlüğün, doğruluğun önemini hissettirmek kısacası değerler eğitimini ailede başlatmak ama sadece ve sadece bunları öğretmek değil çocuklarımıza ve aile bireylerimize güzel örnek olmak zorundayız. 
 
Anne ve baba çocuklarına birer rol model midir? 
 
 İlhan  Anne ve baba çocuklarına birer örnektir. Fakat bazı zamanlara çocuğun aile dışında, çevreyle olan olumsuz ilişkileri olumsuz alışkanlıklar kazandırmaktadır. Bu da başta dediğimiz gibi oto kontrol şart. Çocuk hayata ilişkin bilgi ve becerileri anne ve babasından öğrenir. Anne-babanın çocuğa karşı takındıkları tavır, bebeklik döneminden itibaren çocuk üzerinde derin ve kalıcı izler bırakır. Çocuğa anne-babanın gösterdiği dengeli sevgi ve koruma duygusu, çocukta güven duygusunun gelişimine yardımcı olur. Çocuk böylece insanları sevmeyi, onlarla ilişki kurmayı öğrenir. Çocuk anne ve babasını taklit ederek sosyal yaşama alışır. Aile içinden seçtiği örnek kişi, bozuk kişilik yapısına sahipse, kötü davranış şeklinin çocukta da görülme olasılığı yüksektir. Bu nedenle anne-babanın çocuğa iyi örnek olması çok önemlidir. Ebeveynlerin sözlerinden çok davranışlarıyla model olmaları gerekir.
 
Anne ve babalar çocuklarıyla ergenlik döneminde yaşanan problemlerde nasıl bir yol izlemelidirler? 
 
İlhan- Aslında söylenilecek çok şey var. Ergenlik dönemi zor bir süreçtir. Genç olmanın birey olarak kabul edilmenin bir haykırışı azda olsa asileşmesi demektir gençlerimizde. Ergenlerle olan ilişkideki en önemli konulardan biri öfkedir. Ergenler çoğu zaman öfkelerini nasıl kontrol edeceklerini bilmezler. Ebeveynler ergen öfkelendiğinde onu sabırla dinlemeli anlamaya çalışmalıdır. Kısaca ilgi, dinleme ve sevgi diyelim. Kendilerine birey olduklarının ve genç olduklarının saygısı duyulmalıdır. Tabi ki oto kontrol her zaman için şart.
 
Oto kontrol konusunda destek nasıl sağlanmalı?
 
İlhan- Oto kontrol derken baskıcı tutumlar söylemler değil, denetim ve planlı, programlı çocuklarımıza sorumluluklarının farkına varılması anlatılmalıdır. Örneğin; Çocuğa neden ders çalışması gerektiğinin, gelecekte başarılı olduğu takdirde kendisini bekleyen güzel bir hayatın olduğu ayrıntılarıyla anlatılmalıdır.
Bunun için biz annelere, babalara ve eşlere düşen görev ve sorumluluklar öncelikle aileyi sarsacak, aile bağlarını zedeleyecek her türlü tutum ve davranıştan kaçınmaktır.  Ayrıca ebeveynler bu konuda çocuklarına rol model olmalı, öfkesi yatışmadan konuşmaya başlamamalı, sorunun kendisinden çok çözümüne odaklanmalıdır. 
 
Son olarak neler söylemek istersiniz?
 
İlhan- Gittikçe yalnızlaşan modern insan için, ’Evi ve Ailesi’  en güvenli iki unsurdur. Millet olarak aile olmanın anlamını biliyoruz. Bu kıymetin artması ve yaşam formlarına dönüşmesi için sivil toplum kuruluşlarına, politikacılara, düşünür yazar çizerlere, basına her zamankinden daha çok görev düşüyor. 
Hep birlikte sevgi ve saygı ile nice güzel başarılı mutlu günlere, karşılıklı güçlü ve saygın bir iletişim dileğiyle israfla tüketen değil, tutumlu üreten aileler olma yolunda, mutlu birey mutlu aileler olma yolumuz açık olsun  diyorum.




.
 
 
 
 













 ]]></news>
		    <image>https://www.softhaber.com/images/haberler/2022/10/sosyolog-gokhan-ilhan-egeli-haber-e-konustu.jpg</image>
		    <thumb>https://www.softhaber.com/images/haberler/2022/10/sosyolog-gokhan-ilhan-egeli-haber-e-konustu_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.softhaber.com/sosyolog-gokhan-ilhan-soft-haber-e-aciklamalarda-bulundu/3518/</link>
			<pubDate>Mon, 24 Oct 2022 16:37:26 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Halkın belediyesi Çiğli</title>
			<description><![CDATA[Çiğli Belediye Belediye Başkanı Utku Gümrükçü, göreve başladığı günden itibaren geçen üç yılı değerlendirdi. Başkan Gümrükçü,2022 yılı sonuna kadar ilçenin büyük sorunlarının çözüleceğini, ''grev'' sözcüğünün bir daha gündeme gelmeyeceğini belirterek, ''Çiğli'nin gelişmesine engel olan imar sorununu çözmüş ve denizle buluşan bir kent olarak Çiğli, İzmir'de hak ettiği yeri alacak'' dedi.
]]></description>
		    <news><![CDATA[Röportaj: Zahide ÖZKAN
Fotoğraflar: Yaren ÇÖRDÜK


Çiğli Belediye Başkanı Utku Gümrükçü, Yerel İz Dergisi’ne özel açıklamalarda bulundu. Çiğli Belediyesi'nin gençlere ve kadınlara yönelik çalışmalarından bahseden Başkan Gümrükçü, kadın istihdamının önemine vurgu yaptı. Başkan Gümrükçü, geçtiğimiz günlerde ilçede yaşanan grev sürecini ve başarılı bir sezon geçirerek adından sıkça söz ettiren Çiğli Belediyespor ile ilgili değerlendirmelerde de bulundu.


- Göreve geldiğiniz tarihten bugüne yaptığınız çalışmalar nelerdir? Sizden sonra neler değişti ve değişecek?

Gümrükçü: Göreve geldiğim günden itibaren en çok zorlandığım dönem pandemi süreci oldu. Bu süreçte birçok seçim vaadimizi, vatandaşa verdiğimiz sözü yerine getirmekte zorlandık. En çok zorlandığımız nokta ise pandemi döneminde vatandaşla birebir diyaloğumuzun kopmasıydı. Çünkü temasın yasak olduğu bir dönemi yaşıyorduk. Pazar yerleri kapandı, esnaflar kapandı, vatandaşla siyasilerin buluşacağı alanlarda eksiklikler oluştu. Dolayısıyla sağlık ve ekonomik boyutun ötesinde bir iletişim problemi yaşadık. Öte yandan bu üç yıl içinde önemli değişiklikler yaptık. Hani derler ya dünyayı değiştirmek istiyorsan işe kendinden başla diye, bizde Çiğli'yi değiştirmek için işe Çiğli Belediyesi’nden başladık. Kadrosal, ekonomik geliri arttırma, dijital alt yapıyı güçlendirme, halkla ilişkiler, hizmet kalitesini yükseltme anlamında ciddi adımlar attık. Şuan Çiğli Belediyesi, yıllık 40 bin vatandaş sorununu alan, işleyen, ona çözüm üreten ve sonuçların vatandaşa iletildiği bir noktaya taşındı.2021'in resmi rakamı 40 bin, küsuratı vardır ben yuvarlak söylüyorum.

"Görevi devraldığımda vatandaşın belediye hizmetlerinden faydalandığı sayı 10 ise şuan 300' e çıktı"

Çiğli Belediyesi'nin verdiği hizmetleri arttırdık. Şunu diyebilirim, belediyede görevi devraldığımda vatandaşın belediye hizmetlerinden faydalandığı sayı 10 ise şuan 300'e çıktı. Engelli ailelere istihdam desteğini arttırdık. 8 tane yeni müdürlük kurduk. Kadın Aile Müdürlüğü, Spor Müdürlüğü, Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü gibi Çiğli de insanların yaşadığı konulara belediyenin ulaşabileceği, toplumdaki sorunların belediyede karşılık bulabileceği bir çözüm geliştirdik. Dolayısıyla hem hizmet kapasitemizi arttırdık, hem kurumsal kapasitemizi iyileştirdik, bunu da hizmet içi eğitimlerle destekledik. Çiğli Belediyesi’nin gelir toplamı 165 milyondu, 321 milyona çıkardık.Belediyenin mali konularıyla ilgili devrim niteliğinde bir gelişme kaydettik. Biz aldığımızda Çiğli Belediyesi’nin gelir toplamı net olarak 165 milyondu. Biz bunu 321 milyona çıkardık, enflasyonist bir ortam yaşamasaydık bu yıl ciddi yatırımların yapılabileceği bir gelirimiz oluşmuştu diyebiliriz. Belediyede değiştirdiğimiz bir başka konu ise belediyenin sorunlara yaklaşımı oldu. Çözüm süreçlerinde değişim yaşandı. Toplam kalite yönetim sistemini oturtuyoruz, bunda da büyük yol kat ettik. Yakında Çiğli Belediyesi'nin ISO 9001 Belgesi olacak ve bunun üzerine diğer belgelendirmeleri yapabileceğiz.

- "Çiğli Belediyesi’ni bir partinin değil halkın belediyesi haline getirdik, ilçede barışı sağladık"

Özetleyecek olursak tüm bu girişimlerimiz ekonomisi güçlü, vatandaşla bağlantısı yüksek, sorunları analiz ederek çözüm üretebilme kabiliyeti olan ve bunları teknolojik alt yapısıyla destekleyen ve bir çok noktaya vatandaşın belediyeye gelmeden hizmet alabilmesini sağlayan e-imar, e-ruhsat gibi bir çok belediyeye öncülük edebilecek bir Çiğli Belediyesi inşa ettik .Çiğli Belediyesi’ni bir partinin değil halkın belediyesi haline getirdik, ilçede barışı sağladık. Çiğli, Karşıyaka'nın kenarında kalmış, kendini ispat edememiş, adını duyuramamış göz önünde olmayan bir ilçe iken, bu gün Avrupa Birliği tarafından bilinen, dünyanın tanıdığı 210 bin nüfusuyla Karşıyaka'nın 2 katı, Bayraklı'nın ise 3 katı olan alana sahip. Çiğli, İzmir'de kentleşme denilince akla ilk gelen ilçe haline geldi. Bizde bu kentleşmeyi düzenli kentleşme noktasına taşımak için yoğun çaba sarf ediyoruz. Biz göreve geldiğimizde 8-10 noktada kentleşmeye ilgili problemler vardı. İmar olmazsa kentleşme olmaz. Mesela Harmandalı, Balatçık ve Ataşehir’in belirli bölgelerinde imar planı yoktu, kesintiye uğramıştı. Bütün bu imar sorunu yaşanan bölgelerimiz için başvurularımızı yaptık Ankara'dan onay bekliyoruz. Çiğli Belediye Meclisi'nden geçirdik, Büyükşehir Belediyesi’nin gündemine alınmasını bekliyoruz.
Bu sorunlarda çözüldüğünde ekonomisi kuvvetli, iş yapma potansiyeli yüksek, kendi içinde kurumsallaşma süreçlerini tamamlamış, Çiğli'nin gelişmesine engel olan imar sorununu çözmüş ve denizle buluşan bir kent olarak Çiğli İzmir de hak ettiği yeri alacak. Bir belediye olarak bütün bu güzel haberler ne zaman gerçekleşecek derseniz tramvay da dahil olmak üzere 7-8 ay içinde 2022 yılı içinde tüm bu sorunların teker teker çözüldüğünü hep beraber göreceğiz.

- Geçtiğimiz günlerde belediyenizde bir grev süreci yaşandı vesonrasında toplu sözleşme yapıldı. Bu konu hakkında neler söylersiniz?

Gümrükçü: Bir grev süreci yaşadık maalesef, böyle bir süreç yaşansın istemezdik ama oldu. 6 gün sürdü. İşçi arkadaşlarımız yasal haklarını kullandılar ve bir grev sürecine gitti belediye. Grevin olumsuz sonuçları oldu. Mesela belli bir süre çöpler toplanamadı, bunun yarattığı bir kirlilik ve memnuniyetsizlik oluştu. Şimdi ise hızlı bir şekilde yaralarımızı sarmaya başladık önce diğer ilçebelediyeleriyle birlikte çöplerin kaldırılmasıyla ilgili bir çalışma yaptık, sonrasında konteynırların dezanfektanı ile ilgili bir çalışma yaptık. Ardından Çiğli Belediyesi'nde gönüllü arkadaşlarla saha temizliği yaptık. Şu an grevin etkilerini atlatmış bir belediyeyiz diyebilirim. Bundan sonra benzer süreçlerin yaşanmaması için üzerimize düşen görevi yapacağız. Ama zaten toplu sözleşmeyi 3 yıllık yaptığımız için bir daha böyle bir grevle kentin gündemine gelmeyeceğiz.

- Başarılı bir sezon geçirerek adından sıkça söz ettiren Çiğli Belediyespor ile ilgili görüşünüz nedir? Çiğli Belediyespor'un önümüzdeki sezon için ne gibi hazırlıkları var?

Gümrükçü: Biz amatör ligde oynuyoruz, yıllardır da bu ligdeyiz ve 3. lige yani profesyonel lige çıkma gayretimiz var. Belediye yönetimi olarak 3 yıldır bu işi ciddi bir şekilde ele aldık ve üzerimize düşen tüm sorumlulukları yerine getirdik. Ben Belediye Başkanıyım ama aynı zamanda Çiğli Belediyespor Kulübü
Başkanıyım dolayısıyla bu benim için bir görev niteliğinde. Çiğli'yi biz her anlamda lig atlatmaya çalışıyoruz demiştik futbolda bunlardan bir tanesi.Sadece futbolda değil sporun birçok branşında iddialıyız 2021 Avrupa Spor Kenti seçildik, aslında biz sadece futbol da değil sporun birçok branşında öndeyiz ve iddialıyız. Fakat bu futbol geçmişten gelen bir hasret bir özlem. Çiğli'nin 3. lige çıkması toplumsal bir talep aynı zamanda.
Bölgesel amatör ligde 9. grupta şampiyon olduk ve bir üst lige çıkmadan önce play off oynama hakkı kazandık. Fakat 2 maç ta da maalesef yenildiğimiz için bölgesel amatör ligde kaldık. Okyanusu geçtik derede boğulduk diyebiliriz.Sonuçta top yuvarlak ve sonucunu bilmediğimiz bir süreç bu. Seneye daha
başarılı olacağımızı düşünüyorum ve inanıyorum.

- Çiğli Belediyesi'nin gençlere ve kadınlara yönelik çalışmaları hakkında bilgi verir misiniz?

Gümrükçü: Belediye olarak toplumla ilişkilerimizi yükseltmek durumundayız. Biz 2020 yılında Çiğli'de bulunan 3200 engelli haneyi tek tek evlerinde ziyaret ederek ihtiyaçlarını öğrendik ve onları hukuki alanda desteklemek için bir çalışma başlattık. Buna engelli envanter çalışması diyebiliriz. Belediye olarak sosyal haritalama yapmak istiyoruz. Engelli vatandaşlarımız konunun bir boyutu fakat diğer taraftan toplumsal desteğe ihtiyacı olan ekonomik olarak desteklenmesi gereken yurttaşlarımızla ilgili de çalışmalar yaptık pandemi bu süreci hızlandırdı. Biz vatandaşın ayağına gidecekken vatandaş bizden taleplerde bulunarak bizim envanter oluşturmamızı sağladı. 10 binin üzerinde haneye yardım ettik. Bunları gezerek yerinde tespit yaptık, şuan Çiğli Belediyesi ayda 1500 haneye yardım ediyor. Çiğli Belediyesi olarak kadın istihdamına önem veriyoruz. Ev hanımları üzerine de bir tarama yaptık 10 bin tane kadını belediye personellerimizle evinde ziyaret ederek beklentileri konusunda anket düzenledik. Bunun sonucunda da bizimde belediye olarak ilk günden beri hedeflediğimiz Kadın Belediyesi dediğimiz, kadınların ekonomik, sosyal ve hukuki haklarını öğrenebilecekleri ve meslek edindirme ve kültür sanat kurslarıyla kendilerini geliştirebilme fırsatı bulabilecekleri İngilizce ve Rusça kurslarıyla içerisinde kreşinde bulunduğu bir hizmet binası çalışmamız oldu. Geçtiğimiz 8 Martta da hizmet binamızın açılışını gerçekleştirdik. Adını da Nermin Abadan Unat Kadın Çalışmaları Merkezi koyduk. Şuan çok aktif bir şekilde işliyor. Aynı zamanda belediyemizin bir istihdam çalışması var iş arayanlarla işverenleri buluşturuyoruz. Biz bunu dijital ortama taşıdık. Kariyer siteleri gibi bir sitemiz var iş arayanlarla işverenleri buluşturuyoruz, aynı zamanda bunu belediye meclis salonumuzda da yapıyoruz. Kadın Aile Müdürlüğü içine bu birimi de koyduk nedeni ise kadın istihdamı ile kadınların özgürleşmesi ve Türkiye’deki demokrasinin ilerlemesi anlamında çok önemli olarak görüyoruz. Kadın belediyesinin içinde bir istihdam birimi de var, halk eğitim ve İŞKUR ile ortak çalışmalar yapıyoruz. Ciddi bir çalışma oldu ve bütün kadınlar bu durumdan memnun. İzmir çapında bu projenin yaygınlaştırılması gerektiğini düşünüyorum.

- Sizi çok erken saatlerde sahada görüyoruz, vatandaşlarla sürekli temas halindesiniz bu çalışmanızı nasıl etkiliyor?

Gümrükçü: 2019 da göreve geldiğimde şunu gördüm, hayırlı olsun ziyaretleri ve talepler mesai saatleri içinde saat 8 ve 9'dan sonra başlıyor, çok yoğun günlerde akşam 9-10'a kadar randevu veriyorduk. Dolayısıyla belediyemize gelen vatandaşla ilgilenmekten sahada sorunları yerinde inceleyememe , halkla,
esnafla fazla temas halinde olamama gibi bir süreç yaşadık. Belediyedeki randevu sisteminin değişmesi gerektiğinin farkına varınca mesai başlamadan önce hava yeni aydınlanırken sahada muhtarlarla beraber bir tespit çalışması yapalım dedik bunun adını da şafak mesaisi koyduk. Çiğli bir emekçi kenti. İnsanlar sabah işe giderken bizde mahalle muhtarlarımızla özellikle araç kullanmadan saha çalışmalarımıza başlıyoruz. Esnafa bir ‘günaydın’ demek emekçi kardeşlerimizle selamlaşmak sorunları yerinde görmek için şafak mesaimizi 3 yıldır her gün gerçekleştiriyoruz.Şafak mesaimizi 3 yıldır her gün gerçekleştiriyoruz. Çiğli'de toplam 26 mahalle var ve benim günde 4 tur attığım mahalleler var. Şafak mesaisi sadece bir tanesi, mesela her salı günü bir mahallede çöp toplama çalışması yapıyoruz. Makam Sokakta uygulamamızla mahallelerde halk toplantısı yapıyoruz. Bunun gibi 3-4 başlık altında çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Böylece bir belediye başkanı vatandaştan kopmamış oluyor. İyi bir uygulama bizi diri tutuyor ve vatandaşın içinde tutuyor. Belediye başkanı sahadan koparsa başarısız olur, ne kadar sahada aktif çalışırsa o kadar başarılı olur diye düşünüyorum. Ben bu kapsamda şafak mesaisi çalışmasını önemsiyorum.







 ]]></news>
		    <image>https://www.softhaber.com/images/haberler/2022/04/halkin-belediyesi-cigli.jpg</image>
		    <thumb>https://www.softhaber.com/images/haberler/2022/04/halkin-belediyesi-cigli_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.softhaber.com/halkin-belediyesi-cigli/2439/</link>
			<pubDate>Fri, 29 Apr 2022 15:39:07 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Dört Kuşak Zanaatı “Demircilik&quot;</title>
			<description><![CDATA[Her sanat ve zanaat zordur, meşakkatlidir, hepsi ayrı kıymetlidir. Yılların mesleği olan demircilik, bir hayli insan bedenini yıpratıcı bir zanaat. Sevilmeden dövülen demir şekil alıp nefes kesici formuna kavuşamaz. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Kemeraltı’nın sokaklarına karışmış, neredeyse dört kuşak ağırlamış bu demirci dükkanından geçmişin güzelliğini, sanatın alın teri döktüren halini bulabilirsiniz. Babasının mesleği demirciliği ve ondan öğrendiği Ahi Geleneğini sürdüren Demirci Ustası Ömer Akdemir ile dünden bugüne demirciliği konuştuk. İlgi ile okuyacağınızı umuyoruz.

Röportaj: Yaren Çördük

Sizi tanıyabilir miyiz, kaç yıldır bu meslekle uğraşıyorsunuz?
Benim adım Ömer Akdemir. Kendimi bildim bileli bu işteyim. Ben bu işi babamdan devir aldım. Babamda öncesinde ustasının ustasından almış. Babamın ustası Yunan işgali sırasında ustaymış burada. Bu şekilde yıllardır devam etmiş.

Bu sektörde çalışmak isteyen insanlara ne gibi öneriler de bulunursunuz?
Öncelikle işlerini sevmeleri gerekiyor. Bu iş sevilmeden olmaz. Biraz ağır bir iş olduğunu söyleyebilirim. Bu yüzden bu işi pek yapan yok.

Daha çok özel siparişler  mi yapıyorsunuz?
Evet. Klasik olarak ocakta dövüyoruz ve bunlar özel siparişler oluyor. Bizden alıp satan da var direkt gelip bizden alan da var. Sosyal medyada da zaten özel olarak yaptığımız çalışmaları sunduğumuz bir sayfamız var. Bizim üretimlerimizin hepsi özel, biz standarda sokarız da herkes farklı istiyor. Kimisi sapını küçük istiyor, kimi baltayı küçük istiyor, kimi sapına işleme, heykel istiyor. Bizim burada heykel tıraşımız var çok sanatkar bir insan, derici arkadaşımız var. Çok güzel, eşsiz eserler ortaya çıkıyor. Mesela geçen gün Köyceğiz’den bir müşterimiz geldi. Laf arasında heykeltıraşımızın çok yetenekli olduğunu söyledik hatta heykelinizi bile yapar dedik. Müşteri de bu espriden etkilendi ‘Yapsın o zaman’ dedi heykel yapan arkadaşımız da gerçekten adamın heykelini yaptı küreğin sapına. Heykellerimizi ahşaptan yapıyoruz biz.

Neler üretiyorsunuz?
Kamp baltaları, kamp bıçakları, şef bıçakları, av bıçaklarını biz yapıyoruz. Balta, kürek gibi malzemeleri de satışını gerçekleştiriyoruz.

Malzemeleri nerden temin ediyorsunuz?
İstanbul’dan ya da Bursa’dan. Özel malzemeler her yerde bulunmuyor. Bıçaklarda kullandığımız malzemeler Almanya’nın bazı bölgelerinden geliyor. Malzemeler çok kaliteli oluyor ve o yüzden çıkan üründe eşsiz oluyor.

Şu an çırak yetiştiriyor musunuz yanınızda?
Yanımızda şu an çırak yok. Benim oğlumda bu işi yapıyor fakat biraz daha değişiğini yapıyor.

Yeni nesil gençlerin bu mesleği seçmemesinin nedeni bu işin ağır olması mı ya da maddi gelirinin az olması mı?
İkisi de diyebiliriz. Seri imalat üretimi her zaman çok kazandırır. Özel imalatı istediğin kadar pahalı sat günde iki üç çıkarırsan ne olacak, hepsi kar olsa ne olur.

Ürünleri nasıl yapıyorsunuz?
Döverek çalışıyoruz. Yurtdışında da bu şekilde çalışma yapan fabrika var ama onlar seri üretimle ilgileniyor biz genelde özel üretim yapıyoruz. Bizde bir dönem yurtdışında satmak istedik fakat zor ve karmaşık olduğu için vazgeçtik. Prosedür işleri biraz yıprattı. Yaptığımız an ürünler hemen satıldı. Ama süreç çok yıpratıcı.  Biz İngiltere’de satış yaptık Amazon’da. İngiltere Avrupa Birliği’nden ayrılınca biz bu sefer Estonya üzerinden pazarlamaya çalıştık. Bu seferde Estonya vergi numarasını kabul etmedi. Ardından Estonya’dan  muhasebeci bulmamız gerektiğini söylediler. Sonrada pandemi dönemi başladı ve bizde vazgeçtik.

Pandemi döneminde çalıştınız mı, yoksa pandemi olsa da üretime devam mı ettiniz?
Evet, biz hiç kapanmadık. Üretime devam ettik. Yüzyıllık müşterilerimiz bile var babamın ustasının ustasının müşterilerinin tanıdıkları hala bize ürün yaptırmaya geliyor.

Bu dükkanda kaç senedir çalışıyorsunuz?
Yan tarafta Osmanlı döneminden babamın  ustasının dükkanı bulunuyormuş.1977’de babam yan tarafla burayı satın almış. O zamandan beri burayı kardeşimle ben işletiyor

Keşke bu işi yapmasaydım dediğiniz oldu mu?
Hiç böyle bir şey düşünmedim. Sevmeseydim yıllardır bu işi yapmazdım.

Yaptığınız iş nedeniyle burada kömür kokusu hakim. Bu koku sizin sağlığınızı etkilemiyor mu?
Aslında teorik olarak etkilemesi lazım. Fakat karşıda çalışan Ahmet Usta vardı o 90 yaşında öldü. Herhangi bir sağlık  sorunu ile karşılaşmadı. Onun haricinde KOAH hastası olan Mehmet Usta vardı o da 90’lı yaşlarda öldü. Genetik olarak bizim aile de 60’ları pek görmez ama ben böyle bir işte çalıştığım halde bir sağlık sorunu ile karşılaşmadım. Bunda sürekli hareket halinde olmamızın da etkisinin olduğu düşünüyorum. Spor gibi bir şey oldu artık bizde de.
 
 
 
 ]]></news>
		    <image>https://www.softhaber.com/images/haberler/2021/08/dort-kusak-zanaati-demircilik.jpg</image>
		    <thumb>https://www.softhaber.com/images/haberler/2021/08/dort-kusak-zanaati-demircilik_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.softhaber.com/dort-kusak-zanaati-demircilik/1259/</link>
			<pubDate>Thu, 26 Aug 2021 12:34:42 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Diyet ve Beslenmeye Farklı Bir Bakış</title>
			<description><![CDATA[Tüm dünyayı etkisi altına alan covid-19 virüsünün bağışıklık sistemini çökerterek insanların sağlıklarını etkilediği herkesçe bilinen bir gerçek halini aldı. Durum böyle olunca bağışıklık sistemini güçlendirici sağlıklı besinler tüketmenin önemi arttı. Pandemi döneminde tam kapanma tedbirlerinin uygulanması ile birçoğumuz evlere kapandık. Hareketsiz yaşamla birlikte elbette kilo artışı da kaçınılmaz oldu. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Özel Haber: Büşra Babur

Yasakların kalkması ve tatil sezonuna girilmesiyle alınan kilolar hızla verilmek istenmekte. Ancak uzman bir diyetisyene danışmadan kilo vermek isteyenler ise yanlış ve sağlıksız beslenme listeleri ile şok diyet programları yaparak sindirim sisteminin olumsuz etkilenmesine ve birçok hastalıklara davetiye çıkarabilmektedir. Uzman bir diyetisyen tarafından kişiye özel olarak hazırlanacak beslenme programının kilo verme sürecinde önemine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Zünbülcan ile diyet ve sağlıklı beslenme üzerine bir röportaj gerçekleştirdik.

Öncelikle sizi tanımak isteriz, kendinizden kısaca bahseder misiniz?
2016 yılında Ege Üniversitesinden mezun oldum. Bir süre ara verdikten sonra yüksek lisansıma da Ege Üniversitesi’nde başladım. 2016 yılından itibaren farklı merkezlerde çalışmaya başladım. 2018 yılından itibaren de kendi ofisimde danışanlarıma hizmet vermekteyim. Bilimin ve gelişmenin öneminin farkında olup danışanlarıma bu yönde hizmet vermeye gayret gösteriyorum. Yaklaşık iki ay kadar önce de kişilerin beslenme günlüklerini daha rahat tutabilmeleri adına beslenme günlüklerini çıkarttık ve güzel tepkilerle karşılaştık. İçerisinde tariflere verdiğimiz beslenme günlüklerini tutabilecekleri ve danışanlarımdan gördüklerimle kişilere nasıl daha faydalı olabilirime destek verdiğimiz bir proje oldu.

Diyetisyenlik mesleği günümüzde toplum tarafından daha çok kilo alma ve kilo verme süreci olarak değerlendirilmekte. Bu yanlış algıyı yıkmak için neler yapılabilir? Aslında diyetisyenin görevleri nelerdir?
Bana göre bu algıyı ne yazık ki sosyal medya yapıyor. Üniversite mezunu olmayan eğitimsiz kişilerin ne yazık ki bu mesleği yapmaya kalkması, yeterli düzeyde bilgiye sahip olmayıp sadece kurs alarak bu mesleğin yapılmaya kalkılması bu algının oluşmasına sebep oluyor diyebiliriz. Popüler ürünlerin kullanılmaya başlanılması ya da bir anda kişilerin bir ayda 15 kilo civarı vermeyi hedeflemeleri gibi çok uç beklentiler diyetisyenin sadece kilo aldırmak veya kilo verdirmek kısmını ön plana çıkartmış oluyor. Bizim arka plana bakmamız gerekiyor yani hastalıkların kök sebeplerine. Yeni yeni değeri anlaşılan bir alan olan fonksiyonel beslenme her bir birey için hastalığın kök sebeplerine kişiye özel bir yaklaşımla inerek, sağlığı geri kazanmayı hedefleyen bir tıp yaklaşımıdır. Dört yıllık lisans veya yüksek lisans eğitiminde görmediğimiz ancak dışarıdan ekstra olarak eğitim alabildiğimiz bir alan fonksiyonel beslenme. Örneğin danışanın herhangi bir rahatsızlığı varsa fonksiyonel beslenmeye eğilmemiz gerekiyor. Genelde kişilere, diyetisyen kilo verdirir kilo aldırır algısını yıkmak için önemli olanın sağlıklı beslenme olduğunu aşılamaya çalışıyorum. Kişilere sağlıklı beslenmeyi aşıladığımızda sadece kaloriye bağlı zayıflama düşüncesini kırmış oluyoruz. Kişi sağlıklı beslenerek hem bizim işimizin sadece kilo verdirmek olmadığını anlıyor hem de bu şekilde beslendiğinde daha rahat kilo verdiğini görüyor.

Doğru bilinen beslenme yanlışlarından bahsedersek ne söylemek istersiniz?
Aslına bakarsanız o kadar çok ki hangi birinden bahsetmeye başlasam bilemedim. İlk olarak karbonhidratlar büyük bir korku kaynağı. Karbonhidrat alımında kaynağını doğru tespit etmemiz gerekiyor. Türk toplumunun en büyük karbonhidrat kaynağı ekmek. Büyük bir kesimin beslenme profilinde ekmek yer almakta durum böyleyken bu kişilere ‘hayır ekmek yemeyeceksiniz’ demek çok mantıklı bir seçenek değil. Kişinin beslenme günlüğüne bakıp ekmek tüketmek istiyorsa doğru ekmeği öğretebilmek, ekmek tüketmek istemiyorsa da ekmek yerine geçebilecek kaynakları verebilmek ya da bunları da istemiyorsa karbonhidrat dengesini ona göre planlamamız gerekiyor. Diyet dediğimiz şey bir beslenme şekli, bunu yaparak kişilerin daha sağlıklı beslenmesine yardımcı oluyoruz.
İkinci bir yanlış ise daha fazla kalori yakacağını düşünerek soğuk su içmek diyebilirim. Oda ısısında su tüketmek bizim için her zaman daha doğru bir seçim. Ilık ya da oda sıcaklığındaki su, soğuk suya göre vücudu daha geç terk ediyor bu açıdan ılık su tercihi bizim için önemli.
Meyvelerin sınırsız olarak tüketilmesi de bir diğer yanlışlardan. Özellikle yazın ışıl ışıl görüntüleriyle cezbedici oluyorlar ancak meyvelerde früktoz dediğimiz meyve şekeri bulunmakta olduğundan kontrollü bir şekilde tüketilmesi gerekiyor.

Evet bahsettiğiniz gibi diyet konusunda çok fazla bilgi kirliliği var. İnsanlar internetten gördükleri sağlıksız, şok diyetleri yapıyorlar. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?
Dediğiniz gibi bilgi kirliliği çok fazla Google arama motoruna diyet programları yazıldığında birçok diyet listesi sıralanıyor. Ama burada önemli olan şey diyetin kişiye özel olarak planlanabilmesi ve yapılabilirliği. Diyetin uygulanabilirliğini sağlayan şey ise parmak izi gibi kişiye özel olması. Ketojenik diyet, aralıklı oruç ya da detoks suyu ile beslenme gibi popüler diyetler sürdürülebilir değil. Bizim içinse sürdürülebilirlik önem taşımakta. Diyet bittikten sonra tekrar eski beslenme şekline dönmek hiç istemediğimiz bir sonuç. Sürdürülebilir olmayan popüler diyetler, kişilerde kas kaybına neden oluyor bazen kas kaybıyla da kalmayıp bağışıklık sistemi çöken kişide hastalıklara neden oluyor.

Kilo vermek isteyen kişilere vereceğiniz basit ve etkili öneriler neler olurdu?
Diyet listelerinin her zaman kişiye özel olduğunu belirtmek gerekiyor. Ancak sağlıklı ve hiçbir hastalığı olmayan kişilere, danışanlarla yapmış olduğumuz soru cevaplardan çıkan sonuçlara göre öğün aralarının dört saate kadar açılabileceğini söyleyebilirim. Tabi bu öğün aralarında ne tüketilmesi gerektiği konusu asıl önemli olan. Glisemik indeksi kontrollü ve temiz besinlerin tüketildiği bir beslenme programı her vücut için olumlu sonuçların doğduğu bir program.
Yağlardan korkmamamız gerekiyor, doğru yağ alımı vücudumuzda depo edilen yağın oluşmasına engel oluyor.
Su içmek bizim için olmazsa olmaz. Su vücuttaki tüm dönüşümlerin kimyasal olayların yapılabilmesi için gerekli yaşamsal bir madde.

Temiz beslenme dediniz, biraz daha açar mısınız?
Vücuda faydası bulunmayan paketli besinlerden uzak durmaya temiz beslenme diyoruz. Örneğin kalori hesabı yapan kişiler 500 kalorilik bir sağlıklı besin içeriği ile 500 kalorilik bir hamburgeri eş değer tutmakta ancak bu son derece yanlış çünkü bizim baktığımız şey sadece kalori değil besin içeriğinin temiz olması.

Son olarak, geçtiğimiz günlerde öğrenciler Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS)’ye girdiler. Şimdiyse heyecanlı bir şekilde tercih sonuçlarını beklemekteler. Beslenme ve Diyetetik bölümünü kazanan gençlere bu bölümle veya meslekle ilgili neler söylemek istersiniz? 
Öncelikle güzel bir yolculuğun onları beklediğini söyleyebilirim. Kişilerden aldıkları tepkilerle onların hayatlarına dokunduklarını fark ettiklerinde çok daha keyifle bu mesleği yapacaklar. Ben bu mesleği isteyerek tercih ettim ve çok da severek yapıyorum. O kadar hevesliydim ki mezuniyetimden beş gün sonra çalışmaya başladım. Heves ve heyecanlarını hiç kaybetmesinler zaten gerisi çok kolay. Bir de danışanlara samimi davranmak çok kıymetli. Ben buraya gelen herkese sanki ailemden biriymiş gibi yaklaşıyorum. Bu sıcaklığı onlara vererek ya da etik, vicdan ve mesleki değerlerle kişilere yaklaşarak istenilen bağ kolay bir şekilde kurulmuş oluyor. Öğrencilerin; ne olacak, nasıl olacak gibi sorularla kafalarının karışık olması çok normal. Okul da öğrenecekleri teorik bilgiler, sonrasında meslek hayatlarında deneyimledikleri pratikle desteklendiğinde yolları açılmış olacak. Umarım kendilerini geliştirebildikleri, başarılı ve keyifli eğitim-öğretim yılları olur, hepsinin yolu açık olsun.
 ]]></news>
		    <image>https://www.softhaber.com/images/haberler/2021/08/diyet-ve-beslenmeye-farkli-bir-bakis.jpg</image>
		    <thumb>https://www.softhaber.com/images/haberler/2021/08/diyet-ve-beslenmeye-farkli-bir-bakis_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.softhaber.com/diyet-ve-beslenmeye-farkli-bir-bakis/1217/</link>
			<pubDate>Thu, 19 Aug 2021 16:18:23 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>“Okulların Açık Olması Pandemiyi Etkilemiyor&quot;</title>
			<description><![CDATA[ÖSYM bugün Üniversite adaylarının sınav sonuçlarını açıkladı. Adaylar tercih heyecanı yaşarken aynı zamanda tüm Üniversiteliler okulların açılıp açılmayacağını merak ediyor. İzmir Tabip Odası Başkanı Op. Dr. M. Lütfi Çamlı, okulların açılmasının pandemiyi etkilemediğini söyledi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Aşı yaşı geçtiğimiz aylarda 20’ye düşmüştü sürecin ilerlemesi ile 16 yaşa kadar düşen aşılama sonrasında ise akıllarda ‘Okullar Eylülden sonra açılacak mı?’ sorusunu uyandırdı. Üniversite ve lise öğrencileri heyecanla ÖSYM ve Milli Eğitim Bakanlığı’ndan gelecek haberi bekliyor. Peki, pandemi sürecinde okulların açılması ne kadar doğru?
 
Tüm dünya genelinde eğitimde yüz yüze geçilirken Türkiye’de eğitim pandeminin ilk dalgasından beri online devam ediyor. Türkiye’nin okulu en uzun kapalı tutan ülkeler arasında ikinci olduğunu ifade eden Çamlı bunun kabul edilebilir bir durum olmadığını söyledi. Pandemide eğitimin ciddi oranda aksadığını vurgulayan Çamlı şunları söyledi;
 
“Eğitim çok önemli bir durum, pandemide eğitim ciddi anlamda aksadı. Çocuklarımız bedenen ve ruhen ciddi sıkıntı yaşadılar, yaşamaya da devam ediyorlar. Gördük ki pandemilerde eğitime ara verilmesi pandemi gidişatı çok etkilemiyor. Bütün dünya pandemide eğitime ara verme uygulamasından vazgeçtiler, Türkiye ne yazık ki bu konuda en çok okulunu kapalı tutan ülkeler arasında 2. sırada geliyor, bu kadar uzun süre kapalı olması kabul edilebilir bir durum değil.” dedi.
 
Aşılama yaşının 12-üstü olması, okul personeli, öğretmen ve öğrencinin düzenli test edilerek sürecin nasıl ilerlediğine dair değerlendirme ile eğitimin başlamasının doğrusu olduğunu söyleyerek “Eğitim Eylül ayında tedbirler alınarak, okulların alt yapısı geliştirilerek, okulların fiziki sorunlara çözüm getirilerek özellikle taşıma ile yapılan eğitimlerde pandemi kurallarını bir şekilde sağlayarak eğitim yapılmalı. Umut ediyorum ki bu Eylül ayında eğitim sistemi normale döner.” dedi.
 
 
 ]]></news>
		    <image>https://www.softhaber.com/images/haberler/2021/07/okullarin-acik-olmasi-pandemiyi-etkilemiyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.softhaber.com/images/haberler/2021/07/okullarin-acik-olmasi-pandemiyi-etkilemiyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.softhaber.com/okullarin-acik-olmasi-pandemiyi-etkilemiyor/1102/</link>
			<pubDate>Wed, 28 Jul 2021 18:07:57 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bayram Sonrası Vaka Sayılarında Ciddi Artış Var!</title>
			<description><![CDATA[1 Temmuz itibari ile yasaklar kalktı, tatil sezonu açıldı, Kurban Bayramında kimileri memleketine kimileri tatile gitti. Yasaklar kalkmadan önce düşüşe geçen vaka sayıları ise kurban bayramından sonra ne durumda olacak, okullar açılacak mı merak konusu oldu.  Ülkede delta varyantının da kendini göstermesi ile gündeme gelen 4.pik’i nasıl önleriz, bu süreçte neler yapmalıyız, riske girmeden nasıl sosyalleşmeliyiz? İzmir Tabip Odası Başkanı Op. Dr. M. Lütfi Çamlı cevapladı.]]></description>
		    <news><![CDATA[İzmir Tabip Odası Başkanı Op. Dr. M. Lütfi Çamlı ile pandemi süreci ve vaka sayıları hakkında konuştuk. Sayın Çamlı ile yaptığımız söyleyişiyi ilgi ile okuyacağınız umuyoruz.

Özel Röportaj: Yaren Çördük
 
- İzmirdeki vaka sayılarında ne  yönlü bir hareket var? Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
 
ÇAMLI: Vaka sayıları bugün açıklanan sayıyla yüz binde 33 oldu. Bu geçtiğimiz hafta yüz binde 3’ler düzeyindedir dolayısıyla vakada bir artış var. Artışlar bayram sonrasında çok daha belirgin olacak. Türkiye'ye baktığımızda Türkiyedeki vaka artışı çok daha ciddi. Son 3 haftada 4 katına yaklaşan bir artış var son iki haftada ise 2 katına artan bir artış var.
 
3 Temmuzda yaklaşık dört bin 300 düzeyinde olan vaka sayısı dün akşam itibari ile 20 binlere yaklaştı. İzmirde de paralel olarak bayramdan sonra artışlar yaşanacağını düşünüyoruz.
 
- Ülkemiz her yaz olduğu gibi yine ziyaretçi akınına uğradı, özellikle yine Ege ve Akdeniz sahilleri en çok tercih edilen yerler arasında. Sizce, tatilcilerin vaka sayılarına ne gibi bir etkisi olacak?
 
ÇAMLI: Tatilcilerin gelmesinden ziyade Temmuzda başlayan normalleşme süreci ile beraber tedbirlerin neredeyse tamamı kaldırıldı. Vatandaş zaten daralmıştı kısıtlamaların kaldırılması ile ‘pandemi geçti, eski yaşamımıza dönebiliriz’ şeklinde algılandı. Maskelerin artık takılmadığı, fiziksel mesafe kurallarının uygulanmadığı, kafelerin, Avmlerin eğlence merkezlerinin tıka basa dolması derken hepimize kaygı veren durumlar ortaya çıktı. Biz o süreçte bunların arta bileceği ve dolayısıyla 4. pikin ortaya çıkabileceği söyledik.
 
Üstelik bu normalleşme süreci Delta varyantının yaygınlaştığı bir çok ülkede baskın hale geçtiği ve bizim ülkemizde de delta varyantının görülmeye başlandığı süreçte bu karar alındı. Delta varyantının ne kadar bulaşıcı olduğu ne kadar kısa sürede insanları enfekte edebildiği bilindiği halde sadece ekonomik kaygılarla, yaklaşan turizm sezonunu iyi değerlendirmek amacı ile bu normalleşme süreci hayata geçti. Üstelik bu aşamada henüz aşılamada iyi bir mesafe yakalayamamıştık. Şu anda bile aşılanmanın nispeten hızlandığını ifade ettiğimiz süreçlerden sonra bile Türkiye toplumunun yüzde 28 i iki doz aşı olmuş durumda. Bu toplumsal bağışıklık diyebileceğimiz yüzde 70 lik düzeyden çok çok uzakta
 
 
Yaşadığımız son bayram süreci şehirler arası trafiğin yoğunlaşmasına özellikle sahil kesimlerine ege ve akdeniz kesimlerine ciddi sayıda  vatandaş gelmesine sebep oldu ki birçok belde birçok ilçe nüfusunun iki katına çıkan yoğunlukları ağırlamak zorunda kaldı. Bu ciddi kalabalıklar aynı zamanda fiziksel mesafenin olmadığı, maskenin çok ciddiye alınmadığı ortamlara yol açtılar ki salgının yayılması açısından önemli bir risk faktörüydü.
Bunların üstüne bir de yurt dışından delta varyantının yoğun olduğu İngiltere'den özellikle Rusya'dan çok sayıda turist akdeniz, ege sahillerine geldiler. Bunların yurtlara girişlerinde öyle çok sıkı bir denetim, karantina tedbirleri uygulanmadı.Buralara gelen vatandaşlar daha sonra yurdun dört bir yanına geri döndüler. Dolayısıyla olası bulaş riskini bütün Türkiye'ye de yaymış olacaklar geçen dönemde de böyle olmuştu.
 
Bayramdan sonraki bir hafta,10 gün sonra bütün türkiyede vaka sayılarının çok daha ciddi artacağı konusunda kaygılarımız var .
 
- İzmirdeki pandemi sürecini genel olarak değerlendirdiğinizde neler söyleyebilirsiniz? Yetkililerin kamuoyu ile paylaştıkları oranlar ve pandeminin gidişatındaki söylemi ne kadar şeffaftı?
 
ÇAMLI: İzmirdeki pandemi süreci Türkiyedekinden çok bağımsız değil. Bir kere şeffaf götürülmeyen bir süreç var izmirde de . Sağlığı ve İzmiri yönetenler kamuoyunu yeterince şeffaf bilgilendirmiyorlar. İzmirde örneğin hasta sayısı ve bunların ne kadarının aşılı ve ya aşısız olduğuna dair bilgi yok.Ya da hastalığın yoğun olarak görüldüğü mahalleler, ilçeler, hangi iş kollarında, hangi yaş grubunda daha çok hasta var bunlara dair hiç bir bilgi yok.
 
Türkiyenin geneline baktığımızda pandeminin iyi yönetilemediğini sürecin daha çok pandemi ile mücadele etmekten öte pendemi ile ekonomiyi , ekonomik hayatı bir arada götürme,pandemiyi idare etme, bir takım algılarla süreci götürme yolunun izlendiğini görüyoruz. İzmirdeki durum Türkiye genelinde pandeminin kötü yönetimininde çok da bağımsız değil. İzmirde farklı olan şey aşılamanın Türkiye ortalamasına göre daha yüksek olması.
 
- Pandemi sürecinde alınan kararlarda  İzmir Tabip Odası ne kadar etkin bir rol oynadı?
 
ÇAMLI: İzmir Tabip Odası neredeyse pademinin başından beri pandemi yönetiminde söz sahibi değil. İlk Pandemi Kurumu’nda yok, İl Hıfzıssıhha Kurulu’ndan çıkarıldı. Bizim görüşlerimiz, itirazlarımız ya da bir takım önerilerimiz çok da dikkate alınmıyor. Çoğu zaman bu itirazlarımız sonrasında haklı çıkmanın üzüntüsünü yaşıyoruz. Örneğin normalleşmeye çok itiraz ettik, bunun 4. pik’i getireceğini söyledik kimse dinlemedi. Bunun ekonomik kaygılarla alınmış toplum sağlığını öncelemeyen bir karar olduğunu ifade ettik ama sonuçta bu noktaya geri geldik. Yeni bir aç-kapa yaşanacak ama kimse bunun hesabını vermiyor, kimse bunun sorumluluğundan dolayı bir yaptırıma maruz kalmıyor.
 
- Sizce Türkiye pandemi sürecinden ne zaman çıkabilir?
 
ÇAMLI: Bu küresel bir sorun, küresel sorun local bir takım tedbirlerle çözülemez sadece Türkiye'de pandeminin bitmesi gibi bir durum olamaz. Bu mesela İsrail'de geçtiğimiz dönemde çok iyi bir aşılama oldu, tedbirlere çok iyi uydu. Vaka sayıları neredeyse sıfırlandı, okulları açtılar hatta maskeler çıktı ama turizm sezonu ile beraber bu delta varyantı ile karşılaştılar ve şimdi vaka sayıları artmaya başladı. Dolayısıyla küresel bir sorunda meseleye küresel yaklaşmak lazım, çözüm de küresel olmak durumda. Bu yüzden pandeminin ne zaman biteceği sadece Türkiye'de ki şartlarla ilişkili değil. Genel bir takım şeyler söyleyecek olursak Dünyanın özellikle riskli grupları başta olmak üzere %70-80 etkin bir aşı ile bağışıklanabilirse ve toplumsal bağışıklık sağlanabilirse ve o sürece kadar da bütün dünyada insanlar duyarlı bir şekilde pandemi kurallarına katı bir şekilde uyarlarsa hızlı bir aşılama ile bu yıl sonunda ciddi başarılar elde edilebileceğini düşünüyorum.
 
- Hocam, görüyorum ki ‘Gezicidoktor’ diye bir sosyal medya hesabınız var. Aileniz ile doğal güzellikleri bolca gezmişsiniz. Peki, vatandaş riske girmeden bunalımlı süreci nasıl atlatabilir, tavsiyeleriniz neler?
 
ÇAMLI: Açık hava güvenli bir ortam. Enfeksiyonların yüzde 90 dan fazlası kapalı ortamlardan meydanı geliyor. Açık ortamlarda bulaş riski az. Hatta açık havada belli fiziksel mesafeleri okuyabiliyorsanız maske takmamak bile bir ölçüde tolere edilebilir. Tabi ki takılsın ama en yakın insan sizden 50 metre uzakta açık havadasınız takmasanızda belki sorun olmaya bilir.
 
Pandemi sürecinde yapılan en büyük hatalardan biri sokağa çıkma yaskalarıydı. Bu insanları çok bezdirdi. çok uygun bir yöntem olmadığını herkes kabul ediyor. kişilerin parklara bahçelere fizikle mesafeye dikkat ederek çıkmaları dolaşmaları, doğa yürüyüşlerine takılmaları çok kötü değil . Tam tersine kapalı ortamlar, düğünler, toplantılar, kutlamalar, kafe gibi süreçler çok daha riskli ve sıkıntılı.
 
Önümüzdeki süreçte bir tedbir alınacaksa bile bu bir sokağa çıkma yasağı şeklinde değil kapalı ortamlardan uzak durma, gerek çalışma hayatı olarak gerek eğlence ya da sosyal etkinlikler çerçevesinde mümkün olduğunda uzak duracak ya da kapalı ortamların iyi havalanması sağlanacak kapalı ortamda çalışıyorsak güvenli çalışmanın koşullarının sağlandığı düzenlemeler yapılarak pandemi ile mücadele çok daha etkin olabilir.
 
-  Pandemi sürecinde izlenen yol ve alınan kararlar size doğru muydu?
 
ÇAMLI: Pandemide baktığımız zaman bir takım şeylerin yanlış olduğunu bir kere daha çok net gördük. Dünyada uygulanan sağlık politikaları özellikle 1980'lerden sonra neoliberal politikalar dediğimiz ülkemizde ise sağlıkta dönüşüm politikaları olarak söylenen sağlığın bir hak olmaktan çıkıp sağlığın bir ticari faaliyet, kar edilen bir sektör haline getirilmesinin nasıl sıkıntılara yol açabileceğiniz sağlıkta para kazanma ya da kar odaklı sistemin nasıl felaketlere yol açabileceğini çok net gördük.
 
Özel sektör covid hastalar yerine kar getirebilecek alanlarda kullanmayı tercih etti, yoğun bakımda yatak bulamazken bazı özel hastanelerin obezite cerrahisine devam ettiklerini biliyoruz.
 
Türk tabipler birliği, ya da tabip odaları ya da sağlık meslek örgütleri ile işbirliği koordinasyon sağlanamadı pandemi mücadelesine toplumun katılmasına izin verilmedi. Sonuçta baktığımızda pandemi ile mücadelede de etkin bir pandemi ile mücadele stratejik planı yok. Şu anda böyle bir salgın var bir Temmuzdan bu saya vaka sayıları yaklaşık dört katına çıktı ama hükümetin buna yönelik bir eylem planı yok ya da bu konu hiç konuşulmuyor.
 
-Bugün ÖSYM Üniversite sınav sonuçlarını açıkladı ve adaylar tercih sürecine girdi. Üniversiteli gençler merak ediyor okullar açılacak mı? Sizce okulların açılması doğru mu, açılırsa nasıl bir yol izlenmeli?
 
ÇAMLI: Eğitim çok önemli bir durum, pandemide eğitim ciddi anlamda aksadı. Çocuklarımız bedenen ve ruhen ciddi sıkıntı yaşadılar, yaşamaya da devam ediyorlar. Gördük ki pandemilerde eğitime ara verilmesi pandemi gidişatı çok etkilemiyor. Bütün dünya pandemide eğitime ara vermek uygulamasından vazgeçtiler, Türkiye ne yazık ki bu konuda en çok okulunu kapalı tutan ülkeler arasında 2. sırada geliyor, bu kadar uzun süre kapalı olması kabul edilebilir bir durum değil.
 
12 yaş ve üstünün aşılama programına alınarak bunların efektif bir şekilde aşılanması keza eğitim öğretimde çalışanların, öğretmenin, personelin aşılanması ve okulda da gerekli önlemler alınarak eğitime başlamasını şart olduğunu düşünüyorum. Eğitimde belli aralarda değerlendirme yapılarak öğrencilere, personel ve  eğitimcilere test yapılarak salgının ciddiyeti konusunda değerlendirmeler yapılarak belki lokal değişiklikler olabilir.
 
Eğitim Eylül ayında tedbirler alınarak, okulların alt yapısı geliştirilerek, okulların fiziki sorunlara çözüm getirilerek özellikle taşıma ile yapılan eğitimlerde pandemi kurallarını bir şekilde sağlayarak eğitim yapılmalı. Umut ediyorum ki bu eylül ayında eğitim sistemi normale döner.
 
 
 
 
 
 ]]></news>
		    <image>https://www.softhaber.com/images/haberler/2021/07/bayram-sonrasi-vaka-sayilarinda-ciddi-artis-var.jpg</image>
		    <thumb>https://www.softhaber.com/images/haberler/2021/07/bayram-sonrasi-vaka-sayilarinda-ciddi-artis-var_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.softhaber.com/bayram-sonrasi-vaka-sayilarinda-ciddi-artis-var/1101/</link>
			<pubDate>Wed, 28 Jul 2021 17:56:40 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Selin IŞIL, 4. Basılı kitabı MEKTUP&#39; u okurlarıyla buluşturdu</title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <news><![CDATA[Konuğumuz yazar, teorisyen, Selin IŞIL YAZARLIK AKADEMİSİ kurucusu ve gazeteci-yazar Selin IŞIL. 

Selin IŞIL, 4. Basılı kitabı MEKTUP' u okurlarıyla buluşturdu. Hatta Selin IŞIL' ın bu kitabı henüz piyasaya çıkmadan öylesine ses getirdi ki, kitap çıktıktan kısa bir süre sonra hemen 2. Baskıya geçti. 

Gazeteci- Yazar ve yazar koçu Selin IŞIL' ın önceki kitapları olan Hayata Tutunuyorum ve Hayatın On Altın Kuralı halen 14 ülkede satılmaktadır. 

Yazar, ilk kitabı Hayata Tutunuyorum ile pek çok kez ödüle layık görülmüş ve bunların yanı sıra Azeri-Türk ortak yapımı olan bir Antolojiye de 3 eseriyle imza atmıştır. 

Ülkemizde kendi branşında pek çok İLK'e imza atan yazar Selin IŞIL' ı konuk etmek istedik ve ortaya aşağıda okuyacağınız leziz sohbet çıktı. 

1) Selin hanım sizi tanıyabilir miyiz? Selin IŞIL kimdir? 

S.I: Ben yazmaya gönlünü kaptırmış, İstanbul' da yaşayan, eğitime, insan gelişimine önem veren ve sevginin her türüne kucak açmış bir kalem aşığıyım.

2) Yazım dünyasında her çıkardığınız yeni kitapla çıtayı biraz daha yükseltiyorsunuz. Sanki aslında kendinizle yarış halindesiniz! Nitekim her yeni kitabınız bir öncekinden daha çok ses getiriyor, hem de henüz piyasaya çıkmadan önce. Son kitabınız Mektup' tan bahsediyorum. Çünkü bildiğimiz kadarıyla Mektup adlı eserin çıkmasından bir ay kadar önce kitap, okurlarınız tarafından rezerve edilen kitap unvanını aldı. Bunun sebebi sizce nedir ve bu konudaki hislerinizi bizimle paylaşır mısınız? 

S.I: İnanın bu konudaki hislerimin kelime karşılığı yok. Çünkü bu, kelimelere sığmayacak bir mutluluk, onur, heyecan ve sevinç. Sanırım bu konuda beni en iyi anlayacak olanlar kalemdaşlarımdır. Zira, bir kitabın vücut bulmadan, sırf yazarın kalemine güvenerek ve inanarak talep görüyor olması olağanüstü güzel bir duygu. Hâl böyle olunca, ister istemez bir sonraki işinizde çıtayı yükseltmek için kendinizle yarış haline giriyor ve tek rakibiniz kendiniz oluyorsunuz! Çünkü gösterilen sevgiye ve ilgiye layık olma çabası sizi daha iyiyi yapmak için teşvik ediyor. 

3) Mektup adlı kitabınızın editörlüğünü de siz yaptınız? Kitabı hem yazıyor olmak hem de editörlüğünü üstlenmek nasıl bir duygu? Bunun zorluğunu yaşadınız mı? 

S.I: Öncelikle bunun, yani bir eserin baştan aşağı size ait olması fikri paha biçilemez. Hayır, hiçbir zorluğunu yaşamadım. Çünkü aslında zaten diğer kitaplarımın da editörlüklerini ben yaptım. Mektup' taki tek fark, bu kez ismimi yazdırmış olmam. Kaldı ki, Selin IŞIL YAZARLIK AKADEMİSİ' nde bol bol editöryel eğitim veriyoruz danışanlarımıza. Hatta akademi dışından da gelen editöryel dosyaların çalışmalarını yapıyorum. Fakat evet, bu kez bir eserimde adımı yazdırmak %100 bütünlük sağladı.

4) Akademi demişken, kısaca Selin IŞIL YAZARLIK AKADEMİSİ' nden bahseder misiniz? 

S.I: Selin IŞIL YAZARLIK AKADEMİSİ arz-talep üzerine doğdu. Yazmak isteyenler, birşeyler yazıp da bunu nasıl şekillendireceğini bilmeyenler, editöryel konuda bilgi almak isteyenler ve hatta diksiyon ve okuma sanatı ile kendini geliştirmek isteyenler çoğalıp, arkası kesilmeyince, ben de akademiyi kurmaya karar verdim. 

5) Tekrar Mektup' a dönecek olursak, bir röportajınızda okumuştum; "Kitabın dış kabının janjanı kadar içeriği de önemlidir." dediniz. Sizin kitaplarınızdaki dış kap ( kapak tasarımı) hep beyaz fon üzerine ve aydınlık. Kitaplarınızın dışı bile ışık saçan bir ferahlıkta. Mektup da öyle. Bu sözünüzün kapak seçimlerinizle ilgisi var mı, varsa nedir? 

S.I: Kesinlikle ilgisi var. Maalesef günümüzde görsel çekicilik, içerikten daha çok tercih edilir oldu. "Göz tutulması!" dediğim hisse daha çabuk kapılıyor insanlar. Bu da demek oluyor ki, insanları evvela gözlerine verdiğiniz huzur ile fethedebilirsiniz! Tabii bu söylediğim kalıplaşmış okur ve fan kitlesi için geçerli değil. Zira onlar zaten sizin duygu dünyanızdan çıkacak olan yazım kalitenizi bildiği için işin görsel boyutuna takılmıyorlar. Hâsılı; bütün kitaplarımdaki aydınlık fonlu kapak tasarım seçimleri bana aittir. Tabii ki gerekli rötuş ve düzenlemeleri sevgili grafikerlerimiz en güzel şekliyle yapıyorlar. Diyeceğim o ki; artık günümüzde içerik kalitesi kadar görsel show' un da ayrı bir önemi var.

6) "Kalıplaşmış okur" deyince siz, sanki üstünüze yapışan ve takipçileriniz tarafından söylenen şu sözün sizin üzerinizdeki etkisini öğrenmek isterim; " Siz yeter ki yazın! Siz ne yazsanız biz okuruz". 

S.I: Evet, sağ olsun okurlar ve sevenler bunu sıkça söyleyip beni mahcup ediyorlar. Fakat dedikleri gibi; ne yazsam okuyorlar. Bırakın kitaplarımı, sosyal mecrada koyduğum noktayı bile beğeni ile okuyorlar. Ve onlar bu sözlerini doğrularcasına, Mektup' u çıktıktan kısa bir süre sonra 2. Baskıya sürükleyen güzel yüreklerdir... Okurlarım sözlerinde durarak, Mektup ile bunun doğruluğunu bir kez daha kanıtladılar. Hepsine sizin aracılığınızla da yine ve yeniden teşekkür, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

7) Mektup'u bu kadar özel yapan sizce nedir ve bu eserin sizin için bir ayrıcalığı var mı? 

S.I: Mektup'u okurun gözünde özel kılan bence bugüne kadar yapmış olduğum bütün projelerde kaliteye ve seçkin olana önem vermem. Sadece kitap ya da gazete köşe yazılarıyla değil, bugüne kadar yapmış olduğum pek çok söyleşi, verdiğim konferanslar, katıldığım TV. ve radyo programları, vs...Bu mecralarda kendimi iyi ifade ettiğimi ve bu günkü beğenilerin, tüm bu çalışmalarımın ürünü ve sonucu olduğunu düşünüyorum. "Mektup' un benim için bir ayrıcalığı yok" dersem yalan söylemiş olurum. Şüphesiz bütün eserlerim benim için çok kıymetli ama Mektup "nazeninim" ve "yadigârım" hitaplarıyla anacağım kadar önem arz ediyor benim için. 

7) Mektup'un konusundan biraz bahseder misiniz? 

S.I: Mektup, aslında Türkiye gerçeğini yansıtan sosyal içerikli bir kitap diyebilirim. Ve tabii ki diğer tüm kitaplarımda olduğu gibi ana tema yine sevgi! Sevginin hayatları değiştirebilen, yaşama yön veren inanılmaz derecedeki gücüne inanıyorum. 

8) Sizce kaleminizi bu kadar sürükleyici ve akıcı yapan nedir? 

S.I: İnanın bunun için özel bir şey yapmıyorum. Sadece yazıyor ama içten, samimi ve hissederek yazıyorum. Her yazdığım kitapta kendimi o kitabın kahramanlarının yerine koyuyor, o zamana ve o mekanlara dahil oluyorum. Sanırım bu da bahsettiğiniz akıcılığı ve sürükleyiciliği var ediyor. 

9) Sohbetimizde sona doğru yaklaşırken şu soruyu sormadan geçemeyeceğim; pandemi öncesi lakabınız "İmza Günlerinin Kraliçesi" idi. Pandemi geldi ve bu kez "Evde İmza Günü Yaratıcısı" diye anıldınız. Engelli vatandaşlarımızın ise Selianne' si olarak ün saldınız. Bütün bunlar ve buraya sığdırmakta zorlandığım pek çok ünvan...Bunları yaparken sonuçlarının bu şekilde olacağını hesap ederek mi yapıyorsunuz? 

S.I: Kesinlikle hayır. Benim duygu dünyamda ve yüreğimde ince hesaplara yer yok! Özünde ve sözünde sevgi olan bir insanım ben. Dolayısıyla yaptığım herşeyi sevgiyle ve insanlarla kurduğum doğru iletişimin gücüyle yapıyorum. Bu inançla ve istekle yapıyor ve gerisini güzel yüreklerin takdirine bırakıyorum. Onlar da sağ olsunlar, yaptığım işlere, bu anlamda bana ve onlara gösterdiğim sevgime sahip çıkarak çeşitli unvanlarla taçlandırıyorlar beni. Hepsi bu! 

10) Mektup çıktı ve hatta 2. Baskısı elden ele dolaşmakta. "Bu bana yeter" deyip yazmak için mola alma düşüncesinde misiniz yoksa ufukta yeni bir kitap var mı? 

S.I: Bu bana yetmez! Yazmak, benim için bir tutku. Yazmadan nasıl yaşanır, artık onu bile bilmiyorum! Sıradaki kitabım Aşk-ı Gûzaf. Aslında yazımını bitirdiğim ve sadece derlemesini yapacağım bir romandır Aşk-ı Gûzaf. Sonrasında da yazacaklarım var... Yolculuğum henüz bitmedi!

Selin hanım, nefis bir sohbetti. Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederken, son sözü size bırakıyorum. Sevenlerinize ne söylemek istersiniz?

S.I: Keyifli sohbetimiz için ben de size teşekkür ediyor ve son kelamı okurlarım ve sevenlerim için etmek istiyorum. Bütün okurlarıma, canlarıma, fanlarıma gönül dolusu teşekkürlerim, sevgim ve saygımla.. İyi ki varlar ve hep var olsunlar. Yaşamım onlarla çok daha anlamlı.

 
]]></news>
		    <image>https://www.softhaber.com/images/haberler/2021/07/selin-isil-4-basili-kitabi-mektup-u-okurlariyla-bulusturdu.jpg</image>
		    <thumb>https://www.softhaber.com/images/haberler/2021/07/selin-isil-4-basili-kitabi-mektup-u-okurlariyla-bulusturdu_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.softhaber.com/selin-isil-4-basili-kitabi-mektup-u-okurlariyla-bulusturdu/1079/</link>
			<pubDate>Thu, 15 Jul 2021 16:48:10 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>“Sahada olmayı seviyorum&quot;</title>
			<description><![CDATA[Karşıyaka Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay ile Yerel İz Dergisi için röportaj yaptık. Sorularımızı samimiyetle yanıtlayan Tugay ile siyasete giriş sürecini, görev süresinde gerçekleştirdiği projeleri ve daha pek çok konuda keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Sizlerin de ilgi ile okuyacağınızı umuyoruz. ]]></description>
		    <news><![CDATA[---Siyasete girmeye nasıl karar verdiniz?

	Serbest hekim olarak çalışırken ülkede sorunlar vardı. Siyaset yoluyla da çözüm olduğunu kavrayınca dedim ki bende partiye üye olayım. Üye oldum böylece. Üye olduktan sonra il yönetiminde Kültür Platformu diye bir yapılanma var, orada Sağlık Komisyonu’nda daha sonra da AR-Ge de görev yaptım. AR-DE deki çalışmamızda güzel projeler yaptık. O dönemlerde aynı zamanda Karşıyaka Kent Konseyi’nde görev yaptım. Onun hemen arkasından da ilçe yönetimine atandım. O dönem 2015 seçimleri oldu. Bu seçim bana çok şey kazandırdı siyasetle ilgili. Seçimler bittikten sonrada ilçe kongresi oldu. Orada da ikinci defa yönetime girdim. İlçe yönetiminde  1 yıla yakın çalıştıktan sonra da ayrıldım. Sonra da  yine siyaseti takip eden bir pozisyonda kaldım. En sonunda belediye başkanı aday adaylığı sürecini yaşadık ve bu noktaya geldik.

“Siyaset kötü bir şey değil”
---Bu süreçte keşke siyasete hiç girmeseydim dediğiniz oldu mu?

	Yok olmadı. Siyasete dahil olmak, çalışmak bence topluma karşı sorumluluk bazlı bir görev. Siyaset, demokrasi demek.  Demokrasi olduğu zaman da herkesin söz hakkı olması demek. Aslında doğru işletilirse siyaset kötü bir şey değil. Yöneticilik pozisyonunda görev almak değil burada söz konusu olan. Hepimiz yönetici olamayız. Şu gün benim belediye başkanlığım bitmiş olsa hiç bir görevim olmasa yine de siyaseti takip ederim. Yani sonuçta çalışmaya devam ederim. Ben şeyi de seviyorum onu da söyleyeyim saha çalışmasını çok seviyorum. Sahada gördüğümüz şeyleri yukarıya aktarabilmek çok değerli bir şey. Burada sizi dinleyen yöneticiler olması lazım. Siyasetimizin şöyle bir eksiği var. Tabanda siyaset yapan insanlar daha üst düzey siyasetçilere ulaşamayabiliyorlar. Tabanı doğru algılayan o iletişimi iyi kuran siyaset kurumları daha başarılı işler yapıyor.

---Göreve geleli yaklaşık 15 ay oldu seçim dönemi vaatlerinizden neleri yaptınız?


	Ben ilk 1-1.5 yıl için şöyle demiştim; ben önce belediyeyi mali açıdan disipline edeceğim bir de idari açıdan organize edeceğim. Halkı duyan, dinleyen onların iletişimine açık bir belediye oluşturacağım. Bunu bu süre içerisinde yaptığımızı düşünüyorum. Mali açıdan disiplinize ettik, şuan gelirimizle giderimiz arasında bir denge var. Bu içinde bulunduğumuz pandemi sürecinde yaşanan ekonomik sıkıntılara rağmen var. Çünkü bu dönemde İller Bankası payı oldukça düştü hem de yarı yarıya düştü.  Belediyenin tahsilatları oldukça düştü. Giderleri de arttı. Bu sosyal yardım çalışmaları, dezenfektan ve enfeksiyona karşı alınan önlemler sırasında yapılan harcamalar nedeniyle giderleri de arttı. Bütün bunlara rağmen şuan da vadesi geçmiş borcumuz SGK ve vergi borcu dışında yok. Ben geldiğimde 50’ye yakın haciz davası vardı. Benden önceki ödemelerini yapamıyordu. Piyasaya olan ödemeleri 2 buçuk yıl gecikmişti. Yani iki buçuk yıl gecikmiş piyasa borcu vardı. Böyle olunca da bir mal almak veya hizmet almak istediğinizde insanlar size mal ya da hizmet vermek istemiyordu. Şuan tabi böyle bir durum yok.

İlk günlerde ekibimizi oluşturmak için çalışmalar yaptık. İdari kadro beni anlayınca işler daha iyi yürümeye başladı. Karşıyaka da çok uzun süredir bekleyen konular üzerine çalışıyoruz. Bostanlı’daki yatık binalar 42 yıldır orada duruyordu. Onlarla ilgili karar aldık. Şimdi de Çarşıyı bütünüyle revize edecek bir çalışma başlatacağız.
---Önümüzdeki süreçte proje anlamında yapmayı düşündüğünüz neler var?

	Bizim belirlediğimiz ihtiyaçlar ve halktan gelen talepler çerçevesinde ya da işte süredir düşünülmekte olan ama henüz adım atılmamış konularda projeler yaptık. Adaylık sürecinde dile getirdiğim pek çok şey vardı. Bunların hepsiyle ilgili şu anda çalışma yapıyoruz. Bazılarını belli bir noktaya getirdik bazılarının ise hazırlıklarını yaptık. Onun dışında süreç içerisinde yani başkan olduktan sonra gündemimize gelen projelerde oldu. Bunlarla ilgili de çalışmaya devam ediyoruz. Yani ilginç, güzel projeler çıktı. Mesela otizmli çocuklar için bir köy kurmak gibi. Bu şuan proje olarak önümüzde var. Bunu da çalışıp bu süre içerisinde gerçekleştireceğiz.

---Doktor olduğunuz için sağlıkla ilgili projeler sizin için daha öncelikli mi?


	Yani öncelikli demeyeyim de diğer standart belediyelere göre evet daha fazla sağlık projesi yaptık diyebilirim. Ben tabi ki ister istemez o konuda biraz daha duyarlıyım.

 
“Karşıyakalılar şiddetli tepki gösterir”
 
---Mavişehir’deki rekreasyon alanının satışına tepki gösteriyorsunuz o konuda neler söylemek istersiniz?

	 Oradaki satışın doğru olmadığını illa satılacaksa belediyeye satılması gerektiğini söylüyoruz. Bundan 6-7 ay önce satışa çıktı orası. O zaman belirlenen fiyat makul kabul edilebilir bir fiyattı. Biz bir yeri ihaleyle aldık, bu ikincisini de ihaleye alma niyetiyle girdik ama biz tek olmayınca ihalede alıcı olarak 3-4 şirket vardı. Aralarında fiyat yarışı çıkınca boyutu bizi geçti. Bizim ayırdığımız bütçeyi geçti. Ondan sonra da biz alamadık ama bu bizim hatamız ya da eksiğimiz olarak değerlendirilemez. Yani bu olay  kökünden yanlış bir olay. Satanda yanlış yapıyor, alanda. Bir yeşil alan olarak ayrılmış bir yeri kalkıp ta herhangi bir kurum satamaz. Herhangi bir kurumda alamaz, Bunu yaparlarsa kente karşı bir suç işlemişlerdir. Normalde halka açık olması gereken bir alanı birinin özel kullanımına vermiş oluyorsunuz. Alan kişinin kurumu ve kimliği gizli tutuluyor. Sorduk ve bize o bilgiyi veremeyeceklerini söylediler. Mavişehir Bölgesi’nin imar planlarını şuanda çevre ve şehircilik bakanlığı yönetiyor. Yani bizim yetkimizde değil. Ona dayanarak ondan güç olarak belki bunu yapıyorlar ama çevre ve şehircilik bakanlığında böyle bir plan değişikliğinin kolay olmadığını zannediyorum. Yapmaya kalkarlarsa şuan bütün Karşıyaka halkı onu gözlüyor. Zaten orada ki herhangi bir çalışma anında tepki görecektir. Orada herhangi birisi inşaat çalışması yapmaya kalkarsa Karşıyaka halkının şiddetli bir tepki göstereceğini düşünüyorum.

---İnsanlar bazen sizin göreviniz olmayan şeyleri de sizden istiyorlar.


	Dün birisi bir mahallede eğrilmiş bir elektrik direğinden bahsetti. Biliyorum bu belediyenin görevi değil ama yine de ben hemen başkan yardımcımızı, ulaşım müdürümüze aradım. Gidip olayın tespitini yapmalarını ve arkasından Gediz Elektriğe yazmalarını istedim. Yani biz yine ilgileniyoruz. Bizim kentin herhangi bir yerinde alt yapı, üst yapı sorunu olduğunda sorumlu kurum biz olmasak ta sorunla ilgili bir girişimde bulunuyoruz. Yazı yazıyoruz, hatırlatıyoruz. Belediyenin bunu yapması lazım. Bu benim işim değil deyip geri çekilmemeli. Geldiğimden beri bu anlayışı yerleştirmeye çalışıyorum. Hatta Büyükşehirin yetkisinde olan işler için de biz diyoruz ki bu şehir için herhangi bir konuda yardım istediğinizde biz hazırız diyoruz. Yeter ki sorunu çözelim. Bunun da olumlu sonuçlarını gördüm o zaman işler daha hızlı yürüyor ve insanlar daha fazla katılıyor.

 


	Karşıyaka’da gelir düzeyi yüksek kesimde var, emekli de var, gecekondu bölgesi de var. Beklentiler çok farklı, dengeyi tutturmak zor olmuyor mu?
	Yani olmuyor. Çünkü kimin ne beklediğini bilirseniz ona göre çalışma yürütürsünüz. Aslında bizim günlük takip ettiğimiz bir sistemimiz var. Bize iletilen şikâyet ve talepleri analiz ediyoruz. WHATSAPP yoluyla bildirilenler, mail yoluyla gelenler, aplikasyondan gelenler. Hepsini bilgisi giriliyor. Orada ayrıştırılıyor. Mahalle mahalle takip ediyoruz. Hangi şikâyette yoğunluk olduğunu görüyoruz. Mesela sivrisinekten şikâyet var.  Bu yaz başından itibaren sıcaklığa göre takip ettik. Sıcaklığın yoğunlaştığı bölgeler daha sık ilaçlandı. Bunu birkaç günlük periyodlarda takip ettik. Aynı şey diğer şikâyetler içinde geçerli. Bunu işte biraz daha işte dijital ortamı kullanarak takip etmek konusunda ısrarlıyım. Muhtarlarımızdan gelen her türlü talep en kısa zamanda yapılıyor. Bozulan yol, ağaç budaması her hangi bir sorun hemen yapılıyor. Bize iletilen her türlü talebi anında yerine getirmek için çaba gösteriyoruz. Bu da otomatik olarak hizmette bir düzelme sağlıyor. Aslında insanların şikâyetlerini duyarsak ve gereğini yerine getirirsek o zaman zaten iyi hizmet vermiş oluruz. Bunları yaptığınız zaman otomatik olarak iyi bir belediyecilik yapmış oluyorsunuz.

---Sahada bulunmayı tercih eden bir başkan profili çiziyorsunuz. Vatandaşla bire bir iletişim kurmanızın avantajları neler?


	Ben açıkçası sahaya çıkayım da vatandaş beni görsün diye değil de gideyim sorunları yerinde göreyim diye gidiyorum. Çünkü burada belediye başkanı kendini en fazla sorumlu  hisseden kişi.  Bir problem olduğunda vatandaş belediyenin falanca çalışanı demiyor da direkt belediye başkanını sorumlu tutuyor. Öyle bir sorumluluk var üzerimizde o duyguyla çıktığınız zaman ve o duyguyu kavradığınız zaman duyarlı oluyorsunuz. Ben şuan da bir belediye ağacı ne zaman budar, yol da bir problem varsa hangi düzeydeyken tamire ihtiyaç duyulur ya da işte esnafla çarşıda yaşanan sorunlar nelerdir vs. konularında iyi durumda hissediyorum kendimi. Kendim direkt problemi algılayabiliyorum ve çözümü de önerebiliyorum. Bunu sahada çok gezmeme borçluyum. Burada oturmayı sevmiyorum. Tabi insanlar geliyor görüşmeye fakat benim seçme şansım olsa sabah çıkacağım sokağa gün boyu gezeceğim ve oradan direkt problemleri saptayıp çözümler üreteceğim. Sahada çok daha keyifli oluyor bu iş. Bir tane terkedilmiş bir bina gösterdiler bana yıldır yıktıramıyoruz dediler. Telefon ettim 24 saat içinde bina yok edildi. Kenarda köşede kalmış birçok sorun içinde geçerli bu. Aslında beni şuan daha çok sınırlayan şey biraz yetki eksikliği, biraz da bürokrasi, bazı alanlarda yetkisiz kalıyoruz.

]]></news>
		    <image>https://www.softhaber.com/images/haberler/2020/07/sahada-olmayi-seviyorum.jpg</image>
		    <thumb>https://www.softhaber.com/images/haberler/2020/07/sahada-olmayi-seviyorum_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.softhaber.com/sahada-olmayi-seviyorum/670/</link>
			<pubDate>Wed, 29 Jul 2020 13:37:01 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>